Kedigen'in Öyküsü

Üye Adı :
Şifre :
Şifremi Unuttum
Kırmızı Jüliet

Ekim ayının güneşli, aydınlık ve güzel bir sabahı, konservatuardaki sınavıma yetişmek için hızlı adımlarla Fındıklı Meclis’i Mebusan yokuşunu inerken herşey normal ve sakin gözüküyordu. Selamlaşan esnaf, okul bahçesinde oynayan çocuklar, köpek dostu ayakkabı boyacısı, caddeye dik inen merdivenlerin iki yanında birbirine yaslanmış (sığınmış) eski ahşap evler, herşey yerliyerindeydi. Bir anda o kadını ve kirli bir bez parçası gibi elinde tuttuğu küçük kırmızı kediyi gördüm. Yan kaldırımdan telaşla aşağı doğru gidiyordu. Kedicik karnından kavranmış başı ve ayakları şiddetle sallanarak son derece kötü vaziyette taşınmasına rağmen hiç ses çıkarmıyordu.

Hiç de hayra alâmet olmayan bu görüntü, yan taraftaki bir merdivenin başında kediyi yere bırakıp hızla uzaklaşmayla son buldu. Kedicik önce dehşet içinde etrafına bakındı ve olduğu yere büzülüp, incecik bir sesle ağlamaya başladı. Çevresindeki trafik ve insan curcunasında, farkedilme şansı hiç ama hiç yoktu.
Karşı koyamadığım bir öfkeyle hızla uzaklaşan kadına, “onu sokağa attın değil mi?” diye bağırdım. Döndü, vicdan ve şefkat yokluğunun tüm izlerini taşıyan yüzünü buruşturarak; “sabah oradan aldım, yine oraya bıraktım” gibi abuk subuk birşeyler söyleyip, suçluların telaşı içinde uzaklaşıp, köşede gözden kayboldu. O küçük kırmızı tüylü sarmancığı orada korku içinde ağlarken bırakıp gitmeme imkan yoktu. Ev kedisi, sokağın çetin yaşam koşullarına alışık olmadığı için sağ kalma şansı yoktur. Yavruyu kucağıma aldım, kalbi yerinden çıkacak gibi atıyor ve tirtir titriyordu. Dört bacağıyla bana sarıldı ve inliyerek sustu. İkimiz bir müddet sokakta öyle kaldık.
-Üzülme seni bırakmayacağım, bir çaresini bulacağız, dedim. Anladı ve başını boynuma soktu.

Aynı caddede bilgisayar işleri yapan “Sultan” adlı şirketin yöneticileri Sultan hanım ve Ömer bey işyerindeki tombul sarman Avni başta olmak üzere pek çok sokak kedisine kucak açan gerçek kedisever dostlardır. Kırmızı sarman paçavra gibi taşınarak indiği yokuşu, yine aynı hızla gerisingeri çıkıyordu ama önemli bir farkla, bu kez benim kollarımın arasında.

Sultan’ın camını tıklatıp, başını uzatan Ömer beye kediyi verip, “yolda buldum, sınav dönüşü uğrayacağım,” diyerek, aceleyle uzaklaştım. Böyle garip bir emrivâkiyi ancak Ömer bey gibi gerçek bir kedisever kabul ederdi. Evinin bahçesinde birçok sokak kedisine babalık eder, hem de inanılmaz bir sevgi ve şefkatle.

Birkaç saat sonra “ Sultan”ın kapısından merakla başımı uzattığımda gördüğüm manzara, kedilerin, olağanüstü kişilikleri karşısında beni yine hayrete düşürdü. Tombul sarman Avni kendi evinde bir kenarda uslu uslu oturmuş seyrediyor, bizim sıska kırmızı sarman homurdana homurdana cüssesine bakmadan, Avni’ye meydan okuyarak onun mamalarını atıştırıyordu. Avni, bir dişiye karşı, artık ne yazıkki insanlarda kalmayan olağanüstü bir centilmenlik örneği sergiliyordu. Kırmızı sarman onun yanında ne kadar zayıf ve çelimsiz duruyordu... Pırıl pırıl tüyleri ve temizliği bir evde yaşadığının işaretiydi. Neler yaşamıştı? Ne acılar çekmişti? Kim, neden onu terketmişti? Bazı insanların ne kadar acımasız ve gaddar, bazılarının da (ender de olsa) ne kadar vicdanlı olabildiklerini görmek onu kimbilir nasıl şaşırtmıştı? Bunların cevaplarını asla öğrenemiyecektik. Kediler insanlarla konuşmayacak kadar akıllıdır, susar ve sadece dinlerler...

Daha önceki kedilerim Adalı ve Can (şimdi cennetteler) ile olan tecrübelerimden bilirim, kediler (insan gibi ) çok egoist oldukları için, en sevmedikleri şey eve gelen ortaktır. Hele aynı cinsiyetten olursa evde büyük trajediler ve savaşlar yaşanması işten bile değildir. Bu kez de aynen öyle oldu. Bizim kaliko cinsi minyon Afet'imiz, Kırmızı’yı görür görmez vahşi sesler çıkararak önce balkona kaçıp evi terketti, dönüşünde de korkunç bir kovalamaca başladı. Her ikisi de ne yazık ki dişiydi…. Yavru olayın ciddiyetinin farkına varmadan önceleri oyun sandı. Ama birkaç tırmıktan sonra aklı başına gelip köşe bucak saklanmağa başladı.
Haftasonunu Sapanca’daki evimizde geçirmek üzere bizim canavarla yavruyu kafeslere koyup yola çıktık. Afet, yol boyunca tıslayıp meydan okudu, Kırmızı da ince ince mızıldanıp ağladı.

Doğa herşeyin çaresi ve ilacı olduğu gibi, bu sorunu da geçici olarak çözdü. Bahçede herbiri kendi keyfine bakıp akşam yorgun argın eve geldikleri için, savaşın temposu epey düştü.

Sapanca’da bizim köyde, evinde birçok kedi besleyen, ruhu zengin, fakir aileler vardır. Biz onların kedilerini ameliyat ettirir ve mama gereksinimlerine yardımcı oluruz. Kırmızı acaba köyde, doğada yaşayan hemcinsleri arasında mutlu olur muydu?….Bırakamadım!

Hep beraber yine bağrış çağrış Cihangir’e döndük. Biz bu hayvancağızın kaderi Afet’in insafına mı kalacak, diye hayıflanırken bir mucize oldu.
4 Ekim Hayvan Hakları günü, bence” Parsifal” gibi (adı da olağanüstü) dünyanın en lezzetli restoranlarından birini işleten Ayfer hanımın organizasyonuna görev bilerek katıldık. Her zamanki gibi salt vicdâni (ne siyasi, ne de ekonomik ) bir hareket olduğu için katılım az! Ama duygu yoğunluğu çoktu… Ve orada Elif’e rastladık!! Meşhur “ Kedigen”in yaratıcısı Elif Soyer. Ayaküstü ben Kırmızı’yı anlattım.
- Bir arkadaşım sarman kedi arıyordu, eğer hala bulmadıysa, sizi ararım’ dedi.
Kader ağlarını örmeğe başlamış, Kırmızı’nın şansı dönmüştü. Ertesi gün Elif aradı; evet sarman isteniyordu. Bu arada Kırmızı çaktırmadan, hem kendi maması, hem de Afet’inkileri atıştırdığından, epey semirmiş, hatta hafifçe göbeklenmişti.
Ertesi gün kararlaştırdığımız saatte Tahsin bey, Kırmızı’yı almak üzere kapıyı çaldı. Kafese sokulacağını anlayan Kırmızı yine biryerlere götürülüp terkedilme korkusuyla mızıldandı, ama Tahsin bey elini uzatıp gıgısını okşayınca mesele halloldu ve uslu uslu sepete girip, yeni yaşamına doğru yola çıktı.

Artık onu seven ve hiç terketmiyecek bir dostu vardı…..
İşte kader denen şey bu olsa gerek. 1-2 hafta içinde en gaddar başlangıçtan en mutlu sona değişen yaşam çizgisi.

Birkaç gün sonra bilgisayar ekranında çok hoş bir sürprizle karşılaştık. Tahsin bey, Kırmızı, şimdiki adı ile Jüliet’in yeni mekanında çekilmiş poz poz resimlerini yollamıştı. Garfield’e parmak ısırtacak rahatlık ve şımarıklık içinde, evin en rahat köşelerine kurulmuş, pozlar veren ve hiç kuşkusuz çok sevilen bir Jüliet…..(kedi!)
Özellikle büyük boy bir portre bizi çok duygulandırdı. Kocaman açılmış gözleri parlayarak bize bakıyordu. Endişeli, ağlamaklı ifade gitmiş, yerini, dünyada sadece ve sadece kedilere mahsus, vakar ve güvenli o muhteşem bakış almıştı.
O bakışlarda yalnız kediseverlerin anlayacağı bir şey daha vardı; Güzelim dünya tüm canlılarıyla birlikte can çekişirken, hâlâ o canlıları yaşatmaya çalışan, yaşamını onlarla paylaşan tüm vicdanlı insanlara şükran duygusu…..ve teşekkür.

08.11.2006

    Yorum Yaz

 

Yorumlar   (1 adet)

 

Yazan: rofw

Tarih: 27 Kasım 2002

Saat: 09:54

Dünyada hala böyle canlılara saygı duyan insanlar olduğu sürece umut var olmaya devam edecektir diyorum; bu güzel olayda payı olan herkese Juliet adına teşekkür ediyorum!

Sayfa başına dönmek için tıklayın
  Ceeda - Hayriye Sayar Z...
  caktu - Hazal Düzel'in ...
  butterflykisses - Fisun...
  butterflykisses - Deniz...
  deyan - Siyam Kedisi
Kediler Ölmez, Onlar...
“Kediler ölmez onlar sadece giderler ve bir daha geri gelmezler...”   Böyle diyordu yıllar önce okuduğum bir yazıda... Devamı >>
Pençeli Paylaşımlar
Pençemiz, 9 ayını doldurdu. 21 günlükken evimize gelmişti. Kızımız Cemre, annesi Pençe'yi  beslemeyi reddettiği içi... Devamı >>
Bir Kaşık Paspas, Bi...
'Birden fazla kedi olur mu evde?', 'Bizimki, yeni geleni kabul etmedi geri vermek istiyoruz', 'Yeni bir kedi geldi, eski... Devamı >>
Köşegen Yazarları
Köşegen- Hasan Öztürk - T...
Hacer Kaya - Bencilliğin ...
Zeynep Balkay - Onlar ve ...
Erol Onur - Gitme Zamanı
Vet. Hek. Hakan Boyar - K...
Fadime Yalçınkaya - İnek ...
Bahadır Altay - İranlı
Aydın Can Bekoğlu - Bidon...
Seda Becer - Nedeni Bilin...
Erdal Kaplanseren - Çocuk...

COPYRIGHT © 2000. Her hakkı saklıdır.