Okuldan gelmiştim. Ablam arkamdan koşarak geldi. Elinde de bir kutu vardı. Bu kutu çok fazla ses çıkarıyordu. Bir baktım bir pati belirdi. Şunu da söyleyeyim: ablam kedilere hayrandır. Neyse, bu "kedi"den başka bir şey olamazdı. Çıktı, halımıza basacaktı ama annem çekti (daha doğrusu çektirdi çünkü halı yeni yıkanmıştı). Basmak, rahat olmak istiyordu bu yavru kedicik. Ama yıkanmayan bir kedi nasıl gezebilirdi... Hem de bir
sokak kedisi olarak. Bu nedenden dolayı biz de "salon balkonu"nda besledik.Hergün yemeğini verdik. Ama hergün bizle kalamadı ki... 2 gün kalabilmişti sadece...
Bizim dilimizden....
1.Günü:
1. günü bu kedicik daha bizim balkonumuza alışamadı. Onun için kedi kumu döktük. Süt, su da verdik. Ama her zamanki acıtıcı sesiyle "miyav"ladı... Çok üzülüyorduk ama ne fayda... Onu hepimiz sevmek istiyorduk, fotoğrafını çekecektik ama serbest bırakınca hemen odaya giriyordu. Tıpatıp eski kedimiz Maviş'e benziyordu. Birkaç kere sevebildik... Bekleyin, kedimizin ismini ailece "BENEK" koyduk.
2.Günü:
2. günü onu "mutfak balkonu"na koyduk. Orada bütün çiçekleri
evirdi, devirdi. Hatta ağzında bir çiçek yaprağı bile kalmıştı=)) Ama bu Benek'le son dakikamızdı. Annem bunu demeden önce son dakikamız olacağını bilmiyordum: “-Haydi gel Benek, sen rahat olmak istiyodun ya. Hadi seni evine bırakalım.” Abimle birlikte koyacaktık ve açacaktık kutuyu. Annem kutuya kediyi koydu, kapağını kapattı. Biz de kutuyu aldık ve apartmanın önüne çıktık. Abim Benek'ten çok korktuğu için kutuyu ayağıyla yürütmeye başladı. Kediyi serbest halde bıraktık. Annem geldi, kediyi kucağına aldı ve evine doğru yürüdü. Bu sırada ben içimden ağlıyordum....
Benek'in dilinden....
1.Günüm
Bir kız geldi, beni okşadı. Tatlı sözler söyledi. Bana bir parça kek
verdi. Ben de bu keki şapur şupur yedim. Tadı nefisti! Sonra beni mahzen gibi bir yere koydu (niçin mi mahzen?çünkü çokk karanlık!). Sonra yukarı doğru çıkmaya başladık. Ben deprem oluyor sandım! O mahzenden zar zor dışarı çıktım. Bir baktım ki bir kaç kişi bana mutlu gözlerle bakıyor! Beni
sevdiklerini düşündüm! Bana süt verdiler. Bir de su... Beni bir balkona
koydular çöp gibi. Meğerse onlar "çok üşümüştür" deyişi gibi bana
bakıyorlardı. Ama ben pis olduğum için beni içeri sokamıyorlardı. Temiz
olsaydım belki de soba başında oturabilirdim:) Ama bunların olması
imkansız.çünkü ben bir sokak kedisiyim.
2.Günüm
2. gün kendimi iyi hissediyodum. Güçlü olmuştum. Artık o güzel menekşelere bile tırmanabiliyordum! Ah onları çok sevdim. Ama beni götürdüler. Sanki hayatımın son günüydü...
hayvansever olmak zor zenaat her insan olamaz sanırım 15 şubat 2008 di kar yeni bitmiş hava soğuk yerlerde halen kar var dükkan kapısını açtık bir kedi içeri daldı tekir beyazlı bir kedi ve pisi hamile yedirdik içirdik fakat dükkanda alarm olduğundan malesef içeride bırakamadık en azından perşembe pazarında barınacak çok bina var ve bu pisi nin karnı tıka basa yemekle dolu ertesi sabah pisi dükkan önünde bizim dükkanı açmamızı bekliyor ve direkt içeri koltuğun üstündeki bezin üstüne çıkıp akşama kadar uyuyor tabii yemeklerinide yiyor bu arada ve zaman hızla ilerliyor ve tarih 17 mart pazartesi hayvancık o gece (sanırım) sokağımızın en mendebur insanının dükkanına girip saklanıp orda doğum yapıyor ve 3 tane tatlı pisicik dünyaya getiriyor(adam sözüm ona hacı) ama allahın yarattığı mahlukata saygısı sevgisi yok)anne kedi yine sabah dükkana geliyor birde ne görelim karnı boş doğum yapmış hemen karnını doyurup o mendebur hacı müsvettesinin dükkanının önünde bekliyor (takip ettik)sonra o dükkanın kapısını açtık anne kedi hemen vitrinin altına girdi dar ve pis bir yer(temizlik imandan gelir ya dükkanı bok götürüyor) neyse yere çömeldik fenerle aydınlattık ki? amanın 3 tane yavru anne kedi üstüne yatmış neyse 2 arkadaş biz bu yavruları çıkarttık bu arada o naylon hacı müsvetteside bağırıp çağırıyor kedinize sahip çıkmadınız burda doğurdu dükkan pislendi diyor adi yaratık az kalsın biz bu sahte hacıyı allahına kavuşturucaktık elimizden aldılar pis herifin dükkanını bok götürüyor inanın neyse o 3 yavru şu anda benim evimde aşıları tam annesi ile yaşıyorlar çok tatlılar hayvan sever olmayanlar bu yazdıklarımdan hiç bir şey anlayamazlar (RECEP İVEDİK ) bile onlardan bin kat daha hayvansever neyse o günler geride kaldı inşallah şimdi pisicikleri birde yuvalandırırsak tam süper olacak allah herkeze hayvansever olmayı nasip etsin insanlarıda hayvanlarıda aynı allah yarattı ama kalın kafalı hurafeci dangalaklar bunları anlamıyor neyse hrkese iyi mutlu günler
bence çok güzel bir anlatımdı.okurken üzüldüm.o kedicik kim bilir şimdi ne yapıyor.yaşıyormu yaşamıyor mu?bende sokaktan bir kedi edinmiştim.Adı mavişti... kedimiz beyaz üzerine tekirdi.çok akıllı ve uslu bir kediydi.onu çok özlüyorum.çünkü o 1,5 aylıkken anneannemin komşusuna vermemiz gerekti.verdik...aradan 4 yıl geçti ve biz kedigenin bu yararlı sitesinden kedi aramaya çalışıyoruz ama mavişimin yerine hangi kedi onun kadar doldurabilir??her neyse yazınız güzeldi ve çok hoştu.beneğin dilinden yazdığınız bölüm çok güzeldi,hoştu.ama onun için inşallah "hayatının son günü" olmamıştır!ve sizin diliniz de küçük bir kızın anlatımından yazılmış gibiydi.sizi kutluyorum.inşallah yazınız bir kaç hafta daha bu bölümde kalır.başarılar....
evet,bence de sevgili imgelem çok doğru söylemiş...ama bizde hayvan bakma kültürü pek gelişmemiş,farklı korkularla sığ kalmış,kimisi işte böyle ev pislenir mikrop kapılır korkusuyle ,kimisi evimizde çok önemli, hatta bizden ve ailemizden bile önemli, misafir koltuklarımıza perdelerimize birşey olur korkusuyla ,yırtılır pırtılırsa,hatta misafirden misafire açılan odalar ve üzeri örtülü koltuklar vardır ,aman bir şey olmasın onlara...değil kedicikler,insanların bile oturması belli günlere,özel davetlere bağlıdır.Aman oğlum bak halılar yeni ,koltuklar pislenmesin örtün de misafir gelince açarız...gibilerinden oysa bilinmezki nelerden geri kalmışız,mobilya,halının esiri olmuşuz,sizin,benim rahatımız için üretilmiş mamüller bize hizmet etmesi gerekirken ,biz onlara hizmet eder olmuşuz .Ve bir ömür gelmiş gitmiş,yarın birgün ölüp gitmişiz ;yaşanmamışlıklarımızla ama o halı,koltuk yadigar kalmış...ve işte böyle çocuk kalbiyle yazılmış sevgili melikenin kediciğin ağzından yazdığı son söz kalmış.'sanki hayatımın son günüydü...'
Bonnet duygularımızı incelemek için bir taş heykel tasarlar. Bonnet’in heykelinde tek başına koku alma duyusu vardır ve menekşe kokusunu tanır önce. Sonra gülün kokusunun güzelliği sarar benliğini ve haz duyar. Değişik kokularla bilgisi artan heykel güzel kokuların yanı sıra kötü kokuları da öğrenir ve elem duyar. Öyle ki tek duyu ile heykel; geçmişi anımsayan, geleceği düşünen, korkan, kin tutan, umut eden, âşık olan ve bu gibi duygularla haz ve elem duyan bir varlığa dönüşür. Kuşkusuz bu bir düşüncedir ama tek duyuyla bile neler yapılabileceğini görmek açısından önemlidir.
Okul öncesi dönemde somut düşünce hâkim olduğundan, çocuk beş duyusuyla öğrenir. Bakıp gördüğü resimleri, dinleyip işittiği şarkıları, tadıp yediği meyveleri, kokladığı çiçekleri ve dokunduğu yumuşak dokuları tanır. Her duyu farklı işlevlerle yaşadığı dünyayı tanımasını sağlar.
Bonnet gibi ama farklı bir bakış açısıyla biz de bir düşünce tasarlasak; heykel yerine çocuğu, duyu olarak ta dokunma duyusunu seçsek acaba nelerle karşılaşırız?
Dokunma ve dokunulma çocuğun belki de ilk olarak haz duymasını sağlayan duyudur. Annenin sıcaklığını, kokusunu anneye dokunarak hisseder. Dudaklarına dokunulunca aramaya başlar ve meme başını bulunca da emmeye başlar. Bebeğin doğduğu ilk günlerinde bir yaşam aracı olan ve refleksle yönetilen arama, emme eylemleri kısa bir süre sonra bilinçli hale gelir. Bilinçli meme emmek sadece karın doyurmak değil, bir sevgi ve haz duyma anlamı da taşır.
Çocuğun çevresinde dokunabileceği pek çok obje vardır. Bunlardan biri de evcil hayvanlardır. Sıcacık tavırları ve yumuşak tüyleri ile kendilerine dokunan insanlara haz verirler. Evcil hayvanların çoğunluğu çocuğun çocuk olduğunun bilinciyle davranır. Onun kuyruğunu, kulağını çekiştirmesine tepki göstermez. Çocuk canını yaksa bile, çocuğa zarar vermek yerine kaçmayı tercih eder. Üstelik çocuğun insandan başka bir canlıyı sevmesi ve onun sorumluluğunu üstlenmesi kişilik gelişimi açısından da önemlidir. Ancak çevremize baktığımızda çocuğun doğal korkusunun; evdeki aile fertleri aracılığıyla özellikle hayvanlara karşı, problem korkuya yani fobiye dönüştürülmesini görmek üzücüdür.
Günümüzde belki de pek çok hastalığın farkına varılması nedeni ile anne hamile kalır kalmaz ya da hamile kalma kararı verildiğinde atılan ilk adım, evcil hayvanın evden uzaklaştırılmasıdır. Tüm yaşamımızda olduğu gibi hayvan beslemenin de kuralları vardır. Kurallara uyulduğu sürece bizlere mutluluğun kapısını aralayan dostlarımızın kimseye hiçbir zararı dokunmayacaktır. Günümüzün koşuşturma ortamında kapıyı açtığımızda babasını ya da annesini görmüş çocuk gibi sevinen, yumuşak tüylerine dokunduğunuzda mırıldayarak ya da yalayarak sevgisini gösteren sevgi dolu varlıklara sizce ihtiyacımız yok mu?
keske onu yıkamayı deneseydiniz bende bir sokak kedisiyle yasıyorum ama eve uyum saglaması bir kac saat sürdü onu yıkadık bu hiç hosuna gitmedi tabiki simdi 3 aydır ev kedisi olarak ve gercekten mulu olarak hayatını devam ettiriyor