Rivayet odur ki, Peygamberimiz tam namaz için kalkacağı sırada hırkasının eteğine sokulup uyuyakalmış kedinin rahatsız edilmemesini istemiş ve giysisinin o bölümünü kesip kalkmayı tercih etmiş.
İnsancıllığın ve merhamet duygusunun filozofu ve tıp doktoru Albert Schweitzer (1875-1965) solak olmasına rağmen, kedisi hep sol kolunda yatmayı sevdiğinden reçetelerini sağ eliyle yazarmış. Bu liste uzar gider, malum.
Kedilere ve kediseverlere aklımın takılmasına gelince; birinci nedeni, yeni doğmuş bir kedinin annesinin yanında bir parça palazlandıktan sonra evime yerleşmesini özlemle bekliyorum. Onun duygusal kıpırtıları var içimde...
İkincisi, bu ay çıkan üç derginin kapak konularının kedilere ayrılmış olması. Toplumsal Tarih dergisinde muhteşem bir dosya var: "Tarih Boyunca Kedi" başlıklı dosya birbirinden ilginç yazılar içeriyor.
İstanbul Life Dergisi kendisine çok yakışan bir iş yaparak "Kedi Şehri İstanbul" başlığı altında çeşitli semtlerin sokak kedilerini tanıtıyor. Derginin kanaatına aynen katılıyorum: "Dünyanın en güzel patileri burada geziyor."
Kültür ve düşünce dergisi Kılavuz da mart sayısının kapak konusu olarak kediyi seçmiş. Çocukken de, evli bir adamken de hayatımı kedilerle paylaşmayı sevdim.
Birbirimizi sıkboğaz etmeden sevişimizi çok sevdim. Bedenimin ağrıyan yerlerini olağanüstü bir hassasiyetle bilip "tedavi etmek" isteyişleri her seferinde derinden etkiledi beni.
Güne burnumun dibine sokulmuş bir kedinin mis kokusuyla uyanmanın hoşluğunu hiçbir şeye değişmedim. Yine de kedi denildi mi ilk aklıma gelen hep sokak kedileri olmuştur.
Onlar benim gözümde sokaklara serpiştirilmiş Tanrısal armağanlardır. Ama kendimizi evden dışarı attığımızda, bir çöp bidonunun üzerinden bize bakan o tuhaf ve güzel geometriyi fark etmeyiz bile...
Oysa "Ne var işte kedinin teki" deyip geçmesek ve durup baksak, sokakta onca hırpalanmışlığa rağmen pembeliğini kaybetmemiş minik burunlarda, soğuktan kaşları çatılmış gibi duran gözlerde dünya hayatının uçsuz bucaksız hikmetleriyle yüz yüze geleceğiz...
Bundan eminim.
Diyeceğim odur ki, bir başkadır gerçekten de İstanbul'un kedileri. Hatta her semtin başka bir kedi karakteri olduğuna inanırım. Ortaköy, Üsküdar, Kuzguncuk civarındaki "sakallarına" tütün sarısı düşmüş kedilerde Can Yücel'vari bir hava sezerim hep. Dünyaya kalenderce bir mizahın arkasından bakarlarmış gibi gelir bana...
Cihangir kedileri biraz şımarık, biraz bohem takılır. Beyoğlu kefelerinden hoşlanmamın bir nedeni de kucağımda mırıl mırıl uyuyacak kedileri olmasıdır. Çocukluğumu Kadıköy'ün kedileriyle geçirdim. O zamanlar ciğerci seçerlerdi. Balıkçı dostları vardı her birinin.
Şimdi bakıyorum, Kadıköy'ün değişen sosyal karakteriyle birlikte onlar da ilginç bir hayat tarzına geçmişler. Bir gün hard rock sever bir gencin evine misafir edilip şarküteri ürünleriyle besleniyorlar, bir başka gün sokakta çöp karıştırıyorlar...
Ah, bir de Adaların sokak kedileri vardır. Onlar ayrı bir alemdir. Ancak yaz kalabalığı çekip gidince durumları fena olur. Soğuk bir kasım gününü hatırlarım. Heybeli'nin ara yollarından birinde, bir evin önünde 20 kadar sokak kedisinin toplanıp oturduklarını gördüm.
"Aman da aman!" havalarına girecektim ki, en önde duran iri mi iri sarmanın bakışlarıyla çarpışıp durdum. "Git işine be adam!" diyordu gözleri, "biz hayatta kalma savaşı veriyoruz, çöp bile yok; sen cici bici yapıyorsun!"
Çok güzeldiler. Ünlü bir model ajansı iflas etmiş, bütün modellerini aç biilaç kapının önüne koymuştu sanki... Bilen bilir. Kediler yardım dilemezler pek. Hele sırnaşmak, duygu sömürüsü yapmak kedi davranışları kalıbına uygun düşen insan işi benzetmelerden değildir.
O kediler de öyle davrandılar. Yanlarına yaklaştırmadılar. Ama öylesine buruk, öylesine kırgın baktılar ki, üzerinden yıllar geçti, hiç unutamadım. Terkedilmenin, çaresizliğin acısını o kedilerin gözlerinde öylesine çıplak biçimde görmüştüm ki...
Bence, kedilere bakmalı... Sokaklarımızdaki, semtlerimizdeki kedileri görmezden gelmemeli... Ve sonra kedi deyip geçmemeli! Ne demiş atalarımız; iki kedi bir arslana pes ettirir.
Not: Bazıları "sen kediseversin, ben köpekseverim" türü ayrımlara bayılır. Şimdi benim hakkımda da aynı tür fikirler yürütecek olanlar için not ediyorum. Hayvanseverim. Sevdiğim köpekler de vardır. Kaplanın ideal aşkım olduğunu söyleyip geçerken, kimi rüyalarımda birbirinden güzel börtü böceğin dolaştığını, örümceklere bayıldığımı da aktarayım.
Beşiktaşlı olduğun için duyduğum sempati şimdi büyük bir sevgiye dönüştü.Bizim gibiler varoldukça bu dünyadan umudumu kesmiyorum.Yüreğine ve eline sağlık.Medyanın güçlü bir kalemi olarak Hayvan Hakları Yasasının çıkartılabilmesi konusunda desteklerini bekliyoruz.Tüm doğa ve hayvan severler hepinizi çok seviyorum.
Haşmet Babaoğlunun kedilere olan düşkünlüğünü bilmeyen yok. Ben bu yazıyı gazetede okumuştum ve gerçekten çok sevmiştim. Burdan da sizlere ulaştığını görmek güzel bişey :)
Ne kadar güzel bir dille ifade edilmiş duygular...İnsanın içini okşuyor. Belki sokaklarda dolaşan dört patili güzellikleri göremeyen gözlerin biraz olsun açılmasına da yardımcı olabilir. Yüreğinize sağlık Haşmet Bey
Kendimi müthiş hissettim okurken..
Evimden dolayı Kuzguncuk'un, işyerimden dolayı Cihangir'in, kışın beslemek sebebiyle gittiğimiz Adalar'ın kedilerini gayet iyi bilirim. Kedi cenneti dedikleri yerlerde yaşadım hep..
Hemen hemen aynı duyguları hissetim ben de..
Elinize sağlık..
Bu kadar içten,bu kadar yalın ve samimi bir kedisever yazısı okuduğumu hatırlamıyorum.Adeta içim coştu,bütün düşündüklerime tercüman oldunuz.Altmış yaşıma geldim,üç evlat yetiştirdim,bir de torunum var,ama kedilerin yeri ayrı.Elbette ben de bir hayvanseverim,hepsi için içim titrer.Evimde yılbaşı gecesi hediyesi olarak doğan bir oğulcuğum var,eşimle hayatımız ona endeksli.Kedi sevgisiyle gönüllerin aydınlanması dileğiyle,bu güzel yazınız için teşekkürler..