Mayıs ayı sonlarına doğru, oldukça serin bir geceydi. 2 aylık ömrümde her akşam olduğu gibi akşam yemeği bulmak için Çemberlitaş'taki çöp artıklarını karıştırıyordum. Soğuktan ve açlıktan olsa gerek, baktığım çöp yığınından hiçbir şey bulamayıp, biraz daha üşümüş biraz daha acıkmış ayrılıyordum: son çare olarak yolun karşı tarafındaki çöp yığını görmüştüm. Ancak karşıya geçmek çok tehlikeliydi çünkü her an adını tranvay olduğunu bildiğim ama ne işe yaradığını bir türlü anlamadığım şeyin altında kalabilirdim. Ama geçmeliydim, geçtim...
Az da olsa birşeyler bulmuştum. Sağlam bir kahvaltı yapabilme hayaliyle kafamın üzerinden uçuşan salam sucuk görüntülerinin peşinden koşup kendime uyuyacak sessiz sıcak bir yer ararken bana doğru gelen bir grup insan denen yaratıklardan gördüm. İçimden gelen bir ses kaçmam gerektiğini söyledi ama kacamadım. İçlerınden kırmızı saçlı olan teyze 'ovvvv miniğim' şeklinde anlamsız sesler çıkararak beni kucağına aldı. Allahım, ne sıcak ve ne güzel bir duyguydu. Tam mayışmıştım ki birden beni yere bırakıp arabalarına doğru yürümeye başladılar. Nayır n'olamazdı. Soğuk sokakta yine yanlız mı kalacaktım?? Bütün şirinliğimle peşlerinden koşmaya başladım. Onların benim son şansım olduğunu hissediyordum. Ama aralarındaki sarışın teyze (ki şimdi yeni annem olur kendisi) sanırım benden pek hoşlanmamıştı. Fakat şimdi babam olan amca bir sarışın teyzeye bir bana bakıyordu. Beni evine götürmek istediği belliydi. Fakat annem bunu istemedi çünkü benim koltukları parçalayıp, etrafa tüylerimi dökeceğimi düşünüyordu. Bunun üzerine kırmızı saçlı teyze beni bahçelerine götürüp orada bakmaya karar verdi ki bu da benim için kurtuluşun başlangıcı sayılırdı. Ve beni alıp arabalarına götürdüler...
Uzun ve sarsıcı bir yolculuktu. Hayatım boyu yanımdan vızır vızır geçen şeyin içindeydim artık. İnsanlık için küçük ama kediler için dev bir aşamaydı anlayacağınız. Bir eve geldik; içeri girdik ki beni kocaman bir himalaya kedisi şüpheli gözlerle karşıladı. Sonra bana bi konserve açtılar hiç bu kadar çok yememiştim. Çatlayana kadar yedim neredeyse. Tam uyumaya hazırlanırken adının Filiz olduğunu öğrendiğim ve ilk kez evde gördüğüm bir kız beni lavaboda şampuanla yıkadı. Önce cok sıkıldım ama bu iyiye işaretti galiba burada kalacaktım. Bütün gece boyunca etrafındaki herkese tüy döker mi, koltukları parçalar mı, diye sorup duran anneme, 'Valla çok uslu duracağım hiç tüy dökmiycem koltukları da tırmalamayacağım' bakışımı attım. Kısa sürede sonuç verdi. Tekrar arabadaydım ve evime gidiyordum.
Yani kısacası artık benim de bir evim ağzına kadar mama dolu mama kabım ve beni çok seven annemle babam var. Ben çok mutluyum günlerimi onların işten dönmesini bekleyerek kafesteki Çiço'yu yiyebileceğim günleri hayal ederek ve tabii ki koltuklara tırnaklarımı geçirerek ve her yere tüylerimi dökerek geçiriyorum... Darısı tüm kedilerin başına.. Anneme özel rica; nolur bi daha beni aşıya götürmeyin çok ateşleniyorum....
kedinizin hikayesi çok üzücü,ama neyse ki mutlu sonla bitiyor.ÇOOOOOOOKgüzel bir kediymiş ayrıca.tüm sokak kedilerinin böyle bir ev bulması dileğiyle...