Kedigen'in Öyküsü

Üye Adı :
Şifre :
Şifremi Unuttum
Buket Uzuner ve Fındık Mürüvvet Hanım Kedigen'de

“Yazar ve kedi sinerjik etki yaratan bir ikilidir adeta!”

Büyüdüğünde astronot ve denizaltı kaptanı olmak isteyen bir çocuktu Buket Uzuner. Türkiye'nin ve dünyanın iyi üniversitelerinde eğitim aldı, bilimsel proje ve araştırmalara katıldı. Aynı zamanda başka ve farklı kültürlere olan aşkını sırt çantasına doldurup yollara düştüğünde, cebinde yalnızca diploması vardı. Bunlarla idare ederek yıllarca gezmeyi ve yazmayı sürdürdü. Hem bilim kadını oldu hem gezgin. Fakat yazmayı hiç bırakmadı. 18 yaşından beri yazdıkları çeşitli dergilerde yayınlanan Buket Uzuner, 2002 yılında Gümüş yılını kutladı.

Konuşankedi Elif, edebiyatta 25. yılında okurlarına Gümüş Yaz Gümüş Kız adlı kitabını armağan eden Buket Uzuner ile mırrlaştı.

Fındık Mürüvvet Hanım hayatınıza nasıl girdi?
Sarman kedimize Fındık adını oğlum Can koydu. Ben de ona Mürüvvet dedim. Çünkü kendisi sıcakkanlı bir kız değil. Hani ‘sev beni’ diye kucağa zıplayan ya da sahibini görünce bacaklarına sürtünerek sevinç pırpırları yapan kedilerden değil. Şimdi ben bu kadar koşturmacam cin.net ve cen.netim arasında onun bakımını yapıyorum, her ihtiyacını yerine getiriyorum ama şöyle kucağıma alıp doya doya mıncıklayıp, keyfini çatamıyor, yani mürüvvetini göremiyorum. Sık sık kendisine; ‘Ya bir mürüvvetini göremedim senin!’ diye sitem ederken, aslında her kedinin kendi adını yarattığını düşünerek, ona ‘artık senin adın Fındık Mürüvvet olsun!’ dedim. Bilirsiniz, adlar çok önemlidir. Hayatımıza nasıl girdiğine gelince; Mürüvvet’ten önce 3 talihsiz kedi deneyimimiz olmuştu. Şeker, adlı dünya güzeli kedimiz erken aşılandığı için ölmüş, çok üzülmüştük. Bir önceki yakışıklı kedimiz Cızbız bir manikti, hiperaktif ve aktif saldırgandı. Bütün zekasını bize nasıl saldırıp, tırmalayacağı planları üzerine kullanırdı. Evde ondan izinsiz ve tırmıksız hareket edemezdik! Tam bir sıkıyönetimdi yani. Sonra onu verdiğimiz evdekilerin onun yüzünden boşandıkları ve iflas ettikleri söylentileri bütün kente yayıldı. O kadar ki, bu söylentilerin Edgar Allan Poe’nun kulağına gitmesinden bile korktuğum (!) oldu. Sonra başka bir kedimiz daha oldu, ama bu kez de o bizi sevmedi. Onun için biz bu kedi defterini kapatalım, dedik. O günlerde 8 yaşında olan oğlum Can, “Anne ben hiç büyümek istemiyorum ama bir tek şey için büyümek isterdim; kendi evimde bir kedi beslemek için” dedi. Tokat yemiş gibi oldum. Ben her yaşın kullanma tarihinde yaşanmasını çok önemserim. Hiç büyümek istemeyen bir oyun çocuğu bunu diyorsa... Peter Pan’ın bile büyümek istemesinin bir sebebi varsa o hemen ciddiye alınmalıdır. Derhal o gün fırladım. Sokaklarda o kadar çok kedi varken cins bir kedi almayı doğru bulmuyorum. Komşumuz >Vet. Hekim Mehmet (İşleyen)Bey’e uğradım. Evcil hayvan kliniğinde minik bir kafesin içinde Fındık beni bekliyordu. Evde yaşayan herkesi teker teker oraya götürüp bebek kediyle tanıştırdım ki, sonra aksi bir durumda “bak sen seçtin” demesinler. Tecrübeliyim artık! Herkes bayıldı Fındık’a. O şimdi 3,5 yaşında bir hanımefendi. Tam bir hanımefendi. Öyle Cızbız gibi serserilik yok ruhunda.

Oğlunuz Can ile arası nasıl?
Oğlumla kedinin ilişkisi, dozu yüksek bir aşk ve nefret ritminde gidiyor. Çok tutkusal yani! Sanki Can, kedinin kardeşi olduğunu zannediyor. Fındık Mürüvvet de zaten kendini pek  kedi olarak görmüyor. Bu durumda onlar arasında sorun yok sanırım. Birçok kedi gibi o da evin sahibi olduğu sanıyor ve biz misafir durumundayız. Ben bilgisayar koltuğumdan kalkar kalkmaz kedi hanım oturuyor ve lütfederse ben yeniden oturabiliyorum. Kalkmasını istediğimde çok bozuluyor zaten. Can’la Fındık arasında bana sert gelen itiş kakışı bol bir aşk var. Ama buna karşılık her gece Can’ın ayakucunda uyur Fındık Mürüvvet. Ve aralarında ne olursa olsun Can’ın kapısı kapalıysa müthiş bir merakla kapısında bekler. Ya da Can’ın evde yatmadığı geceler kapısının önünde oturup, üzüntülü üzüntülü miyavlar. Ağıt yakar gibi... Kedim ve oğlum arasında sadomazohist bir aşk olduğunu düşünüyorum. Aşkın hikmeti de sual olunmaz ki...

Peki sizinle arası nasıl?
Mürüvvet’le benim aramdaki aşkın rengi şefkat tonunda. Kediler tıpkı insanlar gibidir ya, o da herkese farklı yüzünü gösteriyor işte. Bana karşı sakin, yumuşak ve çok albenili. Fındık’ın, diğer kedilerime göre daha çok eğitilebilir bir zekası olduğunu keşfettiğimde şaşırmıştım. Birkaç hareketin, sözcüğün ve ses tonunun anlamını bir kedi için kısa sayılacak zamanda öğrendi. Bir köpek kadar olmasa da bu kedi eğitilebilir olduğunu kanıtlayarak beni şaşırttı. Daha fazlasını öğrenir mi bilmiyorum, ama zaten bu kadarı da yeterli bana. Örneğin yapmaması gerekenler şeyleri anlıyor. Kuru maması dışında değişik lezzetler tattırmayı seviyorum ben ona. Ama o herşeyi beğenmiyor. Beğenmediği yiyeceği kokladıktan sonra başını kaldırıp bana özür diler gibi bakıyor ben de ellerimi çırpıyorum. Anında arazi oluyor. Bunun gibi onlarca işaretimiz var. Kedinin zekasının eğitilebilirliğini bilmek, bencilce de olsa bir keyif, bir  karşılıklı emek zevki veriyor bana.

Bir tanıdığım, her kedi kendi ismini taktırır demişti bana. Gerçekten Fındık Mürüvvet Hanım, bir hanımefendi, öyle fırlama, yaramaz bir kedi değil. Ben özellikle çok sarışın bir sarman olan kedimi keyifle severken kedilerin insanlar kaplanları sevebilsinler diye yaratıldıklarını düşünüyorum. Özellikle mutlulukla uzun uzun esneyen bir kediyi inceleyin, vahşi kedilerle akrabalıklarını iyice göreceksiniz. Bir minyatür kaplanla bu kadar samimi olabilmek ne mucize degil mi? Edebiyatçı arkadaşım Yusuf Eradam’in anneannesi, “Kediler, aslında meleklerdir ve cennetten yanlışlıkla dünyaya düşmüşledir. Onların yanında çok gürültü yapmayın, onlar melektir” dermiş. Ben oğluma söylüyorum, ama o hiç yutmuyor. Ama gerçekten kediler çok gürültüden rahatsız oluyorlar. Melek olmaları iyi de, kedilerin bazen ne şeytan olduklarını da iyi bilirim. Her meleğin içinde bir şeytan vardır zaten.

Kitaplarınızda hiç kedileri temsil eden, onlardan etkilenerek yarattığınız bir karakteriniz var mı?
Romanlarımda ve hikayelerimde çoğunlukla bir kedi karakter bulunur ve bu bir rastlantı değildir. Geçen yıl Sabah gazetesi hayvanlar gününde özel bir ek hazırladı, orada İki Yeşil Susamuru romanımdan tamamen kedili bir bölüm yayımladılar. Doğrusu ilk anda anımsamakta zorluk çektiğim bu bölümü 12 yıl önce yazarken ille de romanda bir kedi olsun diye planlamamıştım. Elvis adlı kedi oradaydı, çünkü kediler ve köpekler özellikle Türkiye’de hayatımızın çok içindedir. Bu nedenle bir yazar olarak özellikle onları edebiyata eklemek gibi kaygım olmadı hiç.

Öte yandan takı olarak da hayvan figürlerini çok severim. Filli, balıklı ve kedili küpelerim meşhurdur hani. Kitaplarımın adlarında da hayvanlar boldur benim: Susamurları, Balık İzlerinin Sesi... H.H. Monroe adında bir İngiliz yazar vardır, Saki takma adını kullanır, o tamamen hayvanlar üzerine yazar. Hayvanları metafor olarak kullanmak çok pratik, sevgi dolu ve ilgi çekici ama o derece de zordur. İnce zeka ister. Saki’nin öykülerini bütün hayvan dostlarına öneririm. Türkçe’de yayımlandı bazıları. (Dost Kitabevi Yayınları’ndan) Ben hayvan sevmeyenlerin insanları sevebileceklerine pek ihtimal vermem.

Okuyucularınız da hayvan seviyorlar sanırım...
Hayvan sevmeyen insanların sanat –edebiyat keyfi çatmaları zordur. Onlar olsa olsa entellektüel bir iş olarak okuyabilirler. Oysa sanat-edebiyat aslında bir haz işidir de.... Çünkü sanat-roman insanla çok ilgilidir. Canlı olanla, sevgiyle, aşkla, hayvanla, bitkiyle... Entellektüel yanı sanatın yalnızca bir boyutudur. Öte yandan edebiyatçıların kedilerle özel bir ilişikisi olduğunu, tüm dünyada farkına varacak kadar çok dolaştım diyebilirim.

Nedir edebiyatçılarla kedilerin bu aşkı?
Neredeyse dünyanın her yerinde her yazarın bir kedisi var. Yazar ve kedi sinerjik etki yaratan bir ikilidir adeta! Bu bir tesadüf olabilir mi? Hiçbirşeyin tesadüf olmadığına inanan biriyim ya, olmaz tabii, diyeceğim.

Kediler gece hayvanlarıdır, yazarlar da gece insanları. Yapılan araştırmalarda büyük bir yüzdesiyle edebiyat yazarların hep gece çalışan insanlar olduğu ortaya çıkmıştır, kedilerin de biyolojik saatlerinde öyle bir yer var; hani sabahın 3-4’ü gibi yemek yerler sonra da dolaşırlar. İşte edebiyatçılarla kedilerin biyolojik saatleri o sırada birbirine denk düşüyor. Tam o gecenin yazma saatlerinde hem yazarı rahatsız etmeden, herhangi bir insan gibi birşey talep etmeden pırpırlayan şahane bir kürk yumağı inanılmaz iyi gelir yazara. Hem de etrafınızda dolaşıp dehşetli derin bir kurgu dünyasında kaybolduğunuzda sizi tutup çeker. Bir anlamda usulca kurtarır. Tam anlamıyla zamanında ve dozunda bir uyarıyla kediler yazarları düşüp yuvarlandıkları sanal-kurgu dünyasıyla gerçek dünya arasındaki sırat köprüsünde tutarak, onlara iyi gelirler. Mükemmel bir uyum ve iyi gelme durumu. :)

Siz hem kedi, hem de köpek beslediniz. İki cinsin insanla dostlukları nasıl? Kedilerle anlaşmanın zorluklarını yaşadınız mı?
Dostluktan ne beklediğinize çok bağlı birşey bu. Köpeklerin maymunlardan sonra 2. zeki hayvan olduğuna dair bir makale okumuştum. Bana çok sevimli geldiği için de kabullenmiştim. Zekanın iletişim kurmada çok önemli bir fonksiyonun olduğunu düşünüyorum. Zaten herkes kendi zekasına göre arkadaşlar edinir. ‘Köpek, dalkavuktur’ diye onu aşağılayanlara asla katılmam. Köpekler sevmedikleri insanlara sahibi de olsa kuyruk sallamazlar. Babam köpeğin eve hastalık getireceğini düşünerek bizim zoraki köpeğimiz Flaş’a sempatiyle bakmıyordu. O bize çok dost davranan köpekçik hep babamın ayakkabılarını kemirirdi ya da bahçeye gömer, saklardı. Babama gıcık kapardı resmen. Aynı evin içinde herkesle aynı dostluğu kurmaz köpek. O yüzden köpeklerin çok zeki, söylenenin aksine kişilikli olduğunu düşünüyorum. Köpeğin dostluğunu da hiçbirşeyle değişmem. Özellikle ilkgençlik yıllarımda anne-babamla sorunlarım olduğunda köpeğimle dertleşirdim.
Kedide durum biraz farklı. Kedi, sizin dostluğunuzu alır, size dostluk vermez.

Hayvan haklarını koruma yasa tasarısı gündemde. Birçok eksik ve hatalı madde olmasına rağmen komisyonlarda görüşülüyor. Sizce hayvan hakları bu ülke için bir lüks mü?
Günümüz toplumlarında kadınlar, zenciler, eşcinseller, çingeneler, ateistler gibi hayvanlar da azınlıktır diye düşünüyorum. Ama bir ülkenin ekonomik durumu düzelmeden insanlar (yani çoğunluklar) azınlıkların sorunlarıyla gerçekten ilgilenemez. Yani, çoğunluk denen ve o karar mekanizmalarını seçen, idare eden çoğunlukların refah seviyesi yükselirse eğitim seviyesi de düzelir. O zaman insanlar belki azınlıklarla ilgilenebilirler. Şu anda bu çok lüks olarak görülüyor.
Türk halkı hayvanlara karşı çok şefkatlidir. Osmanlı’nın son zamanlarında sokak köpeklerini yok etmek için projeler yapılıyor ama halk kabul etmiyor. Hala öyledir. Şimdilerde The Marmara otelinin önünde bir köpek vardır, ona bakarlar hep orada. Dünyanın başka hiçbir 5 yıldızlı otelinin önünde böyle sokak köpeği beslenmez. Bu açıdan çok şefkatliyiz. Şu anda Türkiye’nin genelinde halk o kadar büyük bir işsizlikle boğuşuyor ki, bu durumda insanların hayvan haklarıyla samimi olarak ilgileneceğine inanmıyorum. Zaten daha  insan haklarının yerine oturmadığı bir ülkede hayvan haklarından konuşmak çok ütopik ve lüks kaçıyor. Ancak bunun konuşulmasını da önemsiyorum. Eskiden böyle birşeyin Meclis'e gitmesi kahkahalara yol açardı. Şimdi Meclis'e gidiyor, orada nasıl algılanıyor bilmiyorum. Ama bir umuttur bu. Ve bakıldığında bütün Müslüman ülkeler arasında herhalde hayvanlarla ilgili yasayla ilgilenen tek ülke biziz. Bir konuyu değerlendirirken tamamen batıya ya da tamamen doğuya bakmamak lazım. İkisine de bakıp biz neredeyiz, sorusunu daha sağlıklı saptamak gerekir.

Son kitabınız Gümüş Yaz’a geçelim. Gümüş Yaz’ı yazarken sık sık ruh soyunması yaşadığınızı okudum bir söyleşinizde. Ruh soyunması insanın yalınlaşarak, kendi ruhunu görmesi demek. Bu da herhalde her yazar için kolay olmasa gerek. Bunu daha önce yapmış bir Türk yazarı var mı? Siz bu sürece nasıl karar verdiniz?
Gümüş Yaz bizim Türkiye’de çok alışık olmadığımız bir tür. Buna örnek bir tek Orhan Pamuk’un ‘Öteki Renkler’i var, benim hatırladığım. Bunlar yazarın işlerini, hayatını ve yaşadığı dönemde ülkesinde ve dünyada yaşananlara tanıklık eden bir yanıyla belgesel kitaplar. Oysa Batı’da böyle örnekler yaygındır, örneğin Paul Auster’ın ‘Hand to Mouth’u Richard Rodrigez’in ‘Hunger of Memory’si, Martin Amis’in ‘Experience’ı Gümüş Yaz ile aynı kategoriye girecek aklıma ilk gelen kitaplar. Ben onları büyük zevkle okudum. Umarım bizde de bu tür yazar kitapları artar. Öte yandan bir insanın kendi hayatını yazmaya cesaret etmesi kalabalıklar ortasında soyunmak gibidir ve intihara yakın bir çıldırma ruh haline benzer. Ben buna ruh soyunması diyorum.. Bunun yanı sıra, bir generalin, bir sinema oyuncusunun otobiyografileri ne kadar birbirinden farklıysa bir edebiyatçınınki mutlaka onların tümünden çok farklıdır. Burada Cemal Süreya’nın ‘bir edebiyatçı ne yazarsa edebiyat olur’ deyişine katıldığımı söylemekle yetineceğim. Edebiyat bir dil-düşünce-kurgu sanatıdır. Dil, temel edebiyat üçgeninin asıl taşlarındandır. Bunun bilinciyle diyebilirim ki; kadın yazarın dili erkek yazardan kesinlikle farklıdır. Dil ve düşünce ilişkisine girince, dişi dili oluşturan dünya, kadın dünyasıdır ve orada sınırlar erkeklerinkinden çok daha dar, kesin hatlarla çizilmiş, ama ayrıntılar dünyası çok ama çok derindir. Hemen her kültürde farklı biçimde de olsa kendini gösteren kutsal kadın-anne ile seksi kadın-fahişe imgeleri arasına sıkışan kadının yazar olarak otobiyografisi de bir erkek yazardan farklı olacaktır. Çünkü kişiliklerimizin oluşumunu büyük oranda belirleyen sosyal çevre koşulları, onları değiştirmek için ne kadar çabalasak da hiç beklenmedik bilinçaltı dehlizlerinde bekleyen suçluluk, panik, yalnızlık tuzaklarıyla yakalar bizi.

Gümüş Yaz’dan sonra okuyucularınızın tepkileri nasıl oldu? Okuyucularınız böylesi cesur bir nehir söyleşisine hazır mıydı?
Benim belli bir kemik okurum var, onlar çok sevindiler ve teşekkür ettiler. Kitapların oluşumlarıyla ilgili çok merak ettikleri şeyler vardı. Bir de yazar olmak isteyen gençlere rehber yanı var. Nereden gidilir ne yapılır, önüne çıkan engelde düştüğünde kalkacaksın, yazar olmak isteyen biri görür neler görmesi gerektiğini. Çok iyi karşılandı, 4. baskısı yapılıyor. Okur olarak çok sevdiğim yazarlar var benim de, onların da aynı şekilde yapmalarını beklerim. Nehir söyleşileri Türk edebiyatı için de bir soluk olabilir.

İnternetle en barışık yazarsınız herhalde..
Bir kadın hiçbir zaman bir erkek kadar makinaları sevemez. Mühendislik alanında çalıştım, yabancı ülkelerden mühendis arkadaşlarım var ve gördüm ki, kadınlar daha canlı şeyleri seviyor. Ben teknolojiyi çok severim. Erkekler buluyor teknolojiyi ama en çok kadınların hayatını kolaylaştırıyor. İnternet kadınlar için müthiş bir özgürlük alanı getirdi. Özellikle benim kuşağım dahil bebeği olup evden iş yapan çok insan var. Böylece kadın, ekonomik özgürlüğünü sağlıyor ve bebeğine daha iyi bakabiliyor. Eskiden böyle birşey hayal bile edilemezdi. İyiye kullanıldığı zaman internetin çok işe yaradığını düşünüyorum. Dünyanın değişik yerlerindeki okurlarımla iletişim kuruyorum. Bunu yazdığınızda sakın bana yazanlar hemen cevap beklemesin, birçoğunu cevaplayamıyorum. Zaman fakiriyim, ama bazen öyle mektuplar vardır ki, onlar kendilerini cevaplattırıyorlar. Mesela Avustralya’da, Amerika’da öyle dostluklar kurduğum okurlarım oldu. Bunlar bir yazarı besleyen çok güzel şeyler.. Birşeyler yapmak isteyen insana teknoloji çok yararlı. Internet ve yazılımın Türkiye’nin önemli bir açılımı olduğuna inanıyorum.

Yeni projeleriniz arasında neler var?
Bu sene 3 kitap planlıyorum. Şiirin Kızkardeşi Öykü diye bir kitap hazırlıyorum, herhalde baharda çıkar, İstanbul Seyir Defteri adlı bir gezi kitabı projem var ki, New York Seyir Defteri’nin kardeşi olacak. 8 bölümlük ‘Şehir Mobilyaları’ kısmını bu yıl Sabah gazetesinde yayınladım. İstanbul üzerine binlerce kitap yazılmış, yazılacak da, bu şehir yazdırır insana. Varlık Dergisi’nde 2 aydır yazdığım ve bu ay sonuncusu yayınlanan Selin ve Cem’le Yolculuklar adlı gençlik dizisi de kitap olarak çıkacak. Bir de yeni romana başladım, ama o henüz embriyo aşamasında.
Ben KEDİGEN’e uzun ve bol keyifli bir yaşam diliyorum.

Buket Uzuner:
Hikaye: Benim Adım Mayıs (1986) Ayın En Çıplak Günü (1988) Güneş Yiyen Çingene (1989) Karayel Hüznü (1993) Sairler Sehri (1994)
Gezi: Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları (1989) Şehir Romantiğinin Günlüğü (1998) New York Seyir Defteri (2000)
Roman: İki Yeşil Susamuru, Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri (1991) Balik Izlerinin Sesi, (1993 Yunus Nadi Roman Ödülü) (1992) Kumral Ada~Mavi Tuna (1998 İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Ödülü) (1997)

28.02.2003

  İlgili Başlıklar
Buket Uzuner'in Uzuner'e dair kitabı: Gümüş Yaz
    Yorum Yaz

 

Yorumlar   (5 adet)

 

Yazan: polenezgi

Tarih: 16 Ocak 2005

Saat: 18:33

benimde aynı sizinki gibi bir kedim vardı amaondan ayrılmak zorunda kaldım fındığı görünce sizi açıkcası kıskandım benim kedimde büyüdüğünde böyle olacaktı yinede size mutluluklar........


 

Yazan: HAMDİCEVİK

Tarih: 26 Ekim 2003

Saat: 13:15

kediciğinizle mutlu bir yaşam diliyorum size.tüm kitaplarınızı okudum ama o iki yeşil su samuru hala burnumun direğini sızlatıyor.


 

Yazan: mırrk

Tarih: 03 Mart 2003

Saat: 14:34

buket hanım, son kitabınız dahil birçok kitabınızı okudum. sizi tebrik ederim. ayrıca sizin beğendiğiniz yazarları çok merak ediyorum. iyi gunler


 

Yazan: Lady Mırmır

Tarih: 03 Mart 2003

Saat: 11:18

okul yıllarımızda çok popüler olan Buket Uzuner 25 yıl sonra hala dinamizmini ve yaratıcılık ateşini koruyor demek ki. çok tatlı bir kedisi ve sevimli bir oğlu da varmış. şeker mi şeker kedisinin yeni kitaplarında kendisine ilham vermesini diliyorum:)


 

Yazan: rofw

Tarih: 03 Mart 2003

Saat: 10:52

Ülkemizde var olan iyi yazarlardan biriyle mırrlaşmak iyi olmuş. Buket Hanım'ın yeni eserlerini bekliyoruz. Kedisi de çok tatlı bir afacanmış bu arada :)

Sayfa başına dönmek için tıklayın
  acelebi - Melike Öner'i...
  luckiya - Pina'ma Mektu...
  luckiya - Narçin Koşder...
  luckiya - Kediler Ölmez...
  maiamelike - Kedigen'in...
Kediler Ölmez, Onlar...
“Kediler ölmez onlar sadece giderler ve bir daha geri gelmezler...”   Böyle diyordu yıllar önce okuduğum bir yazıda... Devamı >>
Pençeli Paylaşımlar
Pençemiz, 9 ayını doldurdu. 21 günlükken evimize gelmişti. Kızımız Cemre, annesi Pençe'yi  beslemeyi reddettiği içi... Devamı >>
Bir Kaşık Paspas, Bi...
'Birden fazla kedi olur mu evde?', 'Bizimki, yeni geleni kabul etmedi geri vermek istiyoruz', 'Yeni bir kedi geldi, eski... Devamı >>
Köşegen Yazarları
Köşegen- Hasan Öztürk - T...
Hacer Kaya - Bencilliğin ...
Zeynep Balkay - Onlar ve ...
Erol Onur - Gitme Zamanı
Vet. Hek. Hakan Boyar - K...
Fadime Yalçınkaya - İnek ...
Bahadır Altay - İranlı
Aydın Can Bekoğlu - Bidon...
Seda Becer - Nedeni Bilin...
Erdal Kaplanseren - Çocuk...

COPYRIGHT © 2000. Her hakkı saklıdır.