|
Yıllardır meclise gidip aynen geri dönen hayvan hakları yasa tasarısı, bu yıl AB uyum paketi çerçevesinde yeniden meclise gitti. Hayvansever olarak, sadece evde baktığımız kedi köpeğin değil, kuşların, domuzların, atların da haklarını da koruyan bir yasa bekliyoruz. Birçoğumuz yasa taslağı hakkında fazla birşey bilmeden sadece bir yasanın çıkacak olmasına içten seviniyoruz; ancak hayvanların iyi kötü varolan haklarını daha da kötüleştirecek ve öldürmeyi meşrulaştıracak bir yasa çıkarsa? Konuşankedi, TBMM İç Komisyonundan çıkan yasa tasarısı ile ilgili olarak düzenlemeler öneren Hukuk Profesörü Sayın Hüseyin Hatemi ile görüştü.
Siz taslakla ilgili olarak bazı düzenlemeler yaptınız. Bu taslakta en çok dikkatinizi çeken nokta ne oldu? Bu kanun sadece evimizde baktığımız kedi köpeği değil, kuşu, atı, fareyi, ineği, tavuğu, kemirgenleri, balıkları ve diğer hayvanları da kapsamalıdır. Aynı şekilde hayvanat bahçeleri, hayvan satışı yapan dükkanlar, deney hayvanları, avlanarak öldürülen hayvanlar hakkında da düzenlemeler getirmelidir. Bu, gerçek bir inançla, gerçek bir biliçle, gerçek bir hayvan sevgisiyle yazılan bir kanun olmalı. Şu andaki haliyle hiçbir faydası yok. Çeşitli yollardan eskisinden daha kötü hale gelebilir.
Düzenlemelerinizden yola çıkarsak; hayvanların öldürülme yöntemleriyle ilgili neler söyleyebilirsiniz? Bir hayvan öldrülmesi konusunda kanunun ikiye ayrılması gerekiyor. Etinden yararlanılan hayvanlarla diğer hayvanlar. Eti yenmeyen hayvanlar ancak kanunun genel çerçevesinin çizdiği şekilde zaruret ve meşru müdafa hallerinde öldürülebilir. Bu kanun da bunun genel çerçevesini çizmelidir. Zaruret halindeki öldürmelerde de öldürme yöntemi gene insanlık dışı olmamalıdır. Mesela fare gibi kemirgen hayvanlar istendiği şekilde öldürülememeli. Yakma ya da solunumunu felce uğratacak şekilde bir ölüm, hiçbir hayvan için sözkonusu olmamalı. Her türlü insanlık dışı öldürme yöntemi zaruret hallerinde de yasaklanmalı. Bu gibi zaruret halinin gereklerini aşan şeylerin suç olacağı belirtilmelidir. Hz. Muhammed, bu gibi yorumları tahmin ettiği için şöyle buyurmuştur: kuduz köpeğe dahi işkence etmeyin, caiz değildir. Ama bizde kuduz olma ihtimali var diye hayvanları nasıl toplayıp öldürdüklerini biliyorsunuz. Yani bu şekildeki kanunun çıkmasındasa, kanaatimce hiç çıkmaması daha iyidir.
|
Tasarıda deniz, kara ve hava avcılığına (Madde 11) ve öldürme yöntemlerine (Madde 14)’de çok az değinilmiş. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? “Eti yenen hayvanlarla deniz ürünleri dışındaki hayvanların haşlanarak ve yakarak öldürülmesi yasaktır” maddesi çok yetersiz, çok anlamsız bir maddedir. Deniz ürünü, diye ızdırap çekmeyen bir canlı yoktur. Bu ürün değildir, karidesin de istakozun da canı vardır, acı çekmektedir. Haşlanarak öldürme mutlak şekilde yasak olmalıdır. Kanaatimce, kanuna şöyle bir madde konursa: Deniz ürünleri dışında eti yenen hayvanlar, evcil hayvanlar, üreme kabiliyetini kaybettiği yaştan önce gene zorunluk hali dışında öldürülmemeli. Yani dişi, erkek olsun ancak üreme kabiliyetini kaybettiği yaşa geldikten sonra kesilebilir. Ve keserken de hiç acı çekmemesi için gerekli tedbirler alınmalıdır. Önceden uyuşturulmalı. Ama bu uyuşturma ‘elektoşok’ ile yapılmamalı. Çünkü bazı veteriner hekimler de damak zevklerini düşünmeye başladılar. Uyuşturulan hayvanın eti lezzetli olmaz gibi gerekçelerle elektroşok yöntemleri kullanabiliyorlar. Bu, kesmekten daha acı veren bir yöntem. Şu halde, hayvan, kesilmeden önce belirli bir yaşa gelmiş olmalı, sonra çok titiz şartlarla uyuşturularak kesilmeli.
Evcil olmayan av hayvanlarına gelince; kara, deniz ve hava olmak üzere 3’e ayrılmalı. Kuş avı, istisnasız kesinlikle yasak olmalı. Kara avında ancak bir zaruret ve meşru müdafa halinde öldürme caiz olabilir. Bunun dışında kara avı, etinden faydalanmak için ceylan gibi hayvanları vurmak yasaklanmalı. Mesela komando askeri, dağda avcılık yapıyor, nasıl meşru müdafa ve zaruret hallerinde suç olmaktan çıkarsa bir eylem, kara avcılığı da kural olarak yasak olmalı, suç olmalı. Ya da turistik amaçla gelir sağlamak için kara avcılığı caiz görülmemeli. kanunda zaruret halinde suç olmaktan çıkacağı belirtilmeli. Yanlız deniz avcılığı caiz olmalı. Ama ona da kurallar getirilmeli. Bir kere dinamitle balık avlama, yunus, fok gibi balıkları öldürme ve benim alay konusu olmama neden olan oltayla balık avlama yasak olmalı. Ancak modern ağlarla bu iş yapılmalı. Daha fazla verim sağlama perdesi altında hayvanları sıkıştıran, yöntemler kesinlikle yasak olmalı.
Peki kurbanlık hayvanlar? Eti yenen hayvanların kesilme şartları kurbanlık hayvanlar da da aranmalı. Kurbanlık hayvanlarda mutlak olarak dişi hayvanların kesimi yasak edilmeli. Çünkü hayvan, o furyada belirli yaşa varmış mıdır, varmamış mıdır, kontrol edilmeksizin yavrusuyla birlikte kesilerek büyük bir zulüm işleniyor. Yavrulu hayvan da kesilmemeli. Kuzu eti, hangi hayvanın kuzusu olursa olsun, kesinlikle yasak edilmeli. Kuzu daha lezzetli olur, kebabı daha iyi olur.. bunlar hep insanlığın barbarlıktan bir türlü kurtulamamış olmasıdır. Bu kurbanın da amaçlarından bu kadar saptırılarak, sanki kan dökmek esesmış gibi bu hale getirilmesi barbarlığından da İslamı temizlemek lazım. İslamın dediği kurban bu değildir. Bunu söylediğim için yıllardır çok tepki alıyorum ama yine söyleyeceğim. Gerçek budur.
|
Sürüngen ve kemirgenler? Evcil hayvan kapsamına girmeyen, sürüngen, kemirgen gibi hayvanlar hakkında da düzenleme yapılmalıdır. Çeşitli kuş cinslerinin ve sürüngenlerin, yılanların, kertenkelelerin, vs ticaret konusu olması yasaklanmalı. Çünkü bunlar evde beslenen hayvanlar değildir. Bu hayvanların ev ortamında beslenmesi başlı başına bir işkencedir. Ve hayvan sevgisine aykırıdır. Hayvan satan bir mağazanın sahibinin o yılanı satamadığı ve her hafta en azından bir tavuğu canlı canlı yılanın önüne koyarak çekildiğini biliyorum. Neden kesilmiş tavuk vermiyorsunuz dediğimde, yılanların son derece akıllı ve sağlıklarına düşkün canlılar olduklarını söyledi. Yılan, hastalıktan öldüğünü düşünerek ölü hayvan yemezmiş. Yılan besleniyor ama tavuğun çektiğini düşünün bir de... Hayvan sevgisi derken zulume sevkeden davranışlar olmamalı. Doğada bırakırsanız, ondan sorumlu olmazsınız, ama insan olarak bir yılanın önüne canlı tavuk atmak insani hislere uygun değildir. Bu açıdan da hayvan ticareti ve hayvanları nakli il ilgili ciddi maddeler oluşturulmalıdır.
Türk tarımı gibi sloganlarla hayvanlara çok zulm ediliyor. Sözde gelişmiş medeni, sanayi ülkelerinde bu, daha ilerlemiş safhada. Hayvanlar, tek ayağından vinçe bağlı olarak gemiye aktarılıyor. Dar ve karanlık kafeslerde hormonlanmış tavuklar canlarından beziyorlar. Hayat diye dar kafeslerde, hiçbir güneş yüzü görmeden birbirlerini gagalayarak, yaralayarak yaşıyorlar. Halbuki belli bir yaşa geldikten sonra hiç acısız şekilde bu iş olmalı. Hatta ben biraz abartılı yaklaşıyorum. Hayvanları, hafif bir Bach ya da Yunus Emre ilahisi gibi hafif bir teskin edici bir müzikle uyutuşturulsalar... Ama insanlık bu medeniyet seviyesinden daha çok uzak. Amerika, zenci kölelerin sırtında piramitlerini kurdu denebilir. O zenci köleler de aynen tavuklar gibi dar kafeslerde tıkış tıkış nakledildi. İnsanlık bu bakımdan ilerledi ama hayvanların durumu belki eskisinden daha kötü durumda.
Bir zamanlar İstanbul Belediye Başkanı’na, üstelik profesör doktor olan biri, canlı hayvanlar üzerindeki deneyler yasaklansın diye, hayvan koruma derneği olan bazı hanımlarla birlikte görüşmeye gittiğimde, beni adeta alaya alarak dinledi ve “ben türk tıbbının ilerlemesi zarar verecek hiçbir adım atmam” dedi. Hangi parti olursa olsun, hayvan bilinci konusunda üç aşağı beş yukarı aynı.
|
Tasarının Ocak 21 itibariyle durumu nedir? Doğrusu bu hükümetten de hiç ümidim yok. Türk tarımı, türk tıbbı diye herşeyin başına bir türk kelimesi ekliyorlar ama kimsenin türk hayvanlarını düşündüğü yok. Benim bildiğim kadarıyla tasarı İç Komisyondan çıkmış. Bu şu demek, bundan sonra Genel Kurul’a gelecek. Ama Genel Kurul’da da bu metni daha düzgün bir hale getirmek için uğraşacaklarını hiç sanmıyorum. Hayvanseverlerin tıpkı ‘Savaşa Hayır’ gibi hayvan hakları tasarısına hayır demesi lazım.
Yıllardır gidip gelen bir tasarının AB için uyum paketi hazırlanırken çıkması bir tesdüf değil herhalde? Batıya o sırada menfatlerimiz icabı yakın görünmek istiyorsak anayasayı dahi uyum kanunu diye çıkarırız. Ama sonra kendimizi buna bağlı hissetmeyecek güçte gördüğümüz anda bizi bağlamaz, diyebiliriz. Hayvan hakları konusunda ne Amerika ne de Avrupa’nın önde gelen ülkeleri söz konusu olduğunda toplumun çoğunluğu olarak maalesef henüz iyi bir seviyeye ulaşıldığı söylenemez. Hatta sanayileşmis ülkelerde eğer bütünüyle bakılırsa zulmun boyutları büyümüştür. Mesela evde kedisini kucağına alıp şapur şupur öpen adam, kuzu bifteğini bıçağıyla didikleyip bırakabiliyor. Ya da fino köpeğini kucağında taşır ama sırtında gerçek bir kürk vardır. Kürk de caizdir ancak tabi ölümle ya da kesilme şartları da kesilmiş hayvanın derisinden yapılmış kürk sözkonusuysa.
Tasarıdaki cezaların çok yetersiz olduğu görülüyor. Enflasyonu fırlayan bir ülkede ki, bırakın enflasyonu 3-5 milyonluk cezalar var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Eskiden daha da kötüydü. Bu kanunda bir hayvana bazı zulm hareketlerinin cezası çok az ama diğer taraftan gariban bir arabacının atına yaptığı bir zulmun cezası çok ağır. Oransızlıklar var tabi. Onun için bir ceza konusunda; cezaların enflasyondan etkilenmeyeceği ve hayvanlara yarayacak şekilde bir sistem geliştirmeli.
Tasarıya göre, her ilde valinin veya vali yardımcısının başkanlığında İl Hayvan Koruma Kurulu kurulması konusu var. Sizce böyle bir kurula gerek var mı? Bu kurul ne şekilde işleri yürütebilir? Bir vilayette il hayvan koruma kurulu kurulması tamamen göstermeliktir, hiçbir faydası olmaz. Oraya umumiyetle ismi hayvanları koruma olur da hayvanaların nasıl öldürüleceği konuşulur. Onun için bu tartışılmalıdır. En iyisi Çocuk Esirgeme Kurumu gibi merkezi bir kamutüzel kişiliği olan bir kamu kurumu kurmaktır. Bu karma bir sistemdir. Adı Türkiye Hayvanları Koruma Kurumu olur ve her kazada, hiç değilse her ilde en az bir temsilcisi olmalıdır. Ayrıca mahalli, ilçe ve büyükşehir belediyeleri de hayvanları koruma kanununa göre, hem bunlara gelir sağlanmalı hem de hayvanları koruma yönünde görev yüklenmeli. Her ilde şubesi olmalı ve buna paralel olarak belediyelere görev yüklenmeli. Belediyeler de bu Hayvanları Koruma Kurumu arasındaki koordinasyonu sağlamalı. Sivil toplum kuruluşları da Hayvanları Koruma Kurumunun denetimi altında olmalıdır.
Yani siz diyorsunuz ki, kanun bu haliyle çıkacağına hiç çıkmasın. Bu tamamen göstermelik bir kanundur ve bazı maddeleriyle hayvanların öldürülmesini legal hale getirecektir... Mesela medeni kanunu çok gürültüyle çıkardılar. Ben defalarca söylemiştim; kadın için esaslı bir koruma getirmediği gibi eşitlik sloganı altında eldekini de alan bir kanun diye. Hele bir çıksın da bir kanunumuz olsun diye çıkarıldı. Hayvanlarla ilgili olan kanun da böyle. İnsanlar hayvanları koruma kanunu hiç olmamaktansa bir çıksın, diyorlar. Sanki kanun çıkmasından medet umuyorlar. Kanun çıkması hiçbir zaman çare değildir. İstediğiniz gibi göstermelik bir kanun çıkarın ama yazılı olmayan evrensel, değişmez temel ilkeler vardır, asıl onun içinde yer almak lazım.
|
Daha sevimli bir konuya gelelim: Evinizdeki kediler... Kasım 1986’da yumruk kadarken evimize aldığımız Canki adında Tekir’imiz vardı. İspanyol asilzadeleri gibi okşarken arka arkaya sıfatlar eklenmesinden çok hoşlandığı için 12 ismi oldu. İsimlerini sayıp onu okşarken gururla başını kaldırıp bana baktıktan sonra gözlerini kapatıp başını koyardı. Uzun ismi; Abdürrahim Miyavüddin Canki Ebu Mırmır İbni Mırnav Hureyretullah Hayrullah Lütfullah Sadullah Maşallah Tayfur Hatemi. Bu kedi Haziran 2000’de 14 yaşındayken bahçeye kaçmanın yolunu buldu. Belki ölmeye gitti belki başına birşey geldi, ama geri dönmedi. Biz bahçeye kaçmaması için tedbir alıyorduk ama apartmanda yaşadığımız için bahçe kapısını açık bulmuş ve çıkmış. Sokaktan aldığımız o yumruk kadar tekir kedi, haşmetli bir kedi olmuştu. O evdeyken Ankara’da hayvan satan bir dükkanda bir iran kedisi gördük. Onu aldık ve İstanbul’a geldik. Annesinden çok erken ayrıldığı için saçlarımızın arasında meme arayan bir yavrucaktı. Tüy görünce anne kedi sanıyordu. O, evde büyüdü. Canki yaşına başına bakmayıp Mino’ya talip oldu. İranla tekir kedi birleşirse bebeklerde kan uyuşmazlığı olur dediler, talip olmasına rağmen çiftleştirmedik. Belki de ona kızdı, gitti. Mino, evde tek kaldı. Büyüdü ve evlenme zamanı geldi. Onu evlendirdik ve 5’i de dişi yavru doğurdu. Kedi hukuku gereği, yavruların annede kalmasını kararlaştırdık. Zaman içinde dişilerin hepsini kısırlaştırdık. Bir gün Nişantaşında bir mağazanın önünden geçerken kafeste tek başına olan yaklaşık 2.5 aylık bir erkek iran kedisi gördüm. Her dükkanın önünden geçişimde bana doğru atılıyordu. Kriz nedeniyle satılamıyordu. Bizim de evde 6 kedi vardı, o sırada alamazdık. En sonunda eşimi ikna ettim, gelip kediyi görsün diye. Bizi görünce derhal ona da hücuma geçti. Sonuçta belki tanıdıklar içinde onu almak isteyenler çıkabilir diüşüncesiyle haftasonunu bizde geçirmesi için misafir aldık. Kime göstersek, sevmelerine rağmen uzun müzakereler sonucunda bir türlü karar veremediler. O gece de bizim yatakta yatınca dayanamadık. O da aileye katıldı.
Diğer kedilerinizin isimleri nasıl? Babaya benzeyen Nakkiye Beyza, annesine çok düşkün ve hala onunla birlikte yatan Ferhunde Füreya, grileri olan Feride Fıdda, İlknur Cevriye Derya, bir ayağı beyaz bir ayağı siyah olan ve secde edermiş gibi ayağının birini altına alan Taliban var. Ona da iran kedisinde çok afgan kedisine benzediği için bu adı koyduk. Erkek kedinin ismi ise Garibüddin Derviş Reşat Sabri Şakir Feridun Allahşükür Paşazade Hatemi. Eşim kısaca Paşa diyor.
Sayın Hüseyin Hatemi, zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.
Hayvan Hakları Kanun Tasarısını protesto etmek için tıklayın... 24.01.2003
|