|
“Söylemek zor ama, kedinin, insana bir üstünlüğü var sanki. Kedi, bu üstünlüğünü insanı binlerce yıl gözleyerek ve onu ondan daha iyi tanıyıp anlayarak elde etmiş olmalı diyorum. Bu da, insana göre, daha çok şey bilmek sayılmaz mı? Hele insanın en zavallı yanının kendini ve birbirini tanıyıp anlamada gösterdiği beceriksizlik olduğu düşünülürse.”
Kedi sevgisi ile tanınan karikatürist, mimar, gazeteci, yazar, öğretim görevlisi Tan Oral ile konuştuk, tabi ki kediler üzerine… Çok uzun zamandır kedilerle birlikte yaşayan ve devamlı onları gözlemleyen, karikatürlerini çizen ve kediler tarafından seçildiğini bilen Oral, çok ödüllü bir kedisever. Kısa film dalında "Cumartesi Pazar" ile 1969'da, ve çizgi film dalında da “Sansür” adlı filmi ile 1970’de ödül kazandı. 1980-1982 yılları arasında "Çağdaş Gazeteciler Derneği" tarafından 6 kez "Yılın Gazetecisi" seçildi. "İstanbul Gazeteciler Cemiyeti" tarafından da kendisine 5 kez "Gazetecilik Başarı Ödülü" verildi. Tan Oral’ın "Büyük Türkiye", "Sansür", "İki Minik Kentli", "Gözağrısı", "Sus ve Dinle" ile "Pencereler" adlı 6 kitabı bulunuyor. Yurt içinde açtığı çok sayıdaki karikatür sergisinin yanı sıra, Almanya, Yunanistan, Kıbrıs, Fransa ve Romanya’da da yapıtlarını sergiledi. Yıllar önce hayvan dergilerine öncü olarak bir Kedi dergisi çıkardı.
|
Ben sizin kedilerle ilgili yazılarınızı ilk Kedi Dergisinde okumuştum. Bu dergiyi çıkarma fikri nasıl gelişti? Dergiyi, eğitimin dışındaki zamanları kalan kedisever iki akademisyen bayan çıkartıyordu. Önce kedilerle ilgili anektodlarını teksirle yazmaya başlamışlar ve eşe dosta dağıtmışlar. Büyük beğeni görünce de bir cesaretle böyle bir dergi çıkarma girişiminde bulunmuşlar. Kedi dergisi çok ilgi gördü, hatta bir süre sonra bu dergiyi örnek alarak daha güçlü sermaye ile bir takım pet dergileri yayınlanmaya başladı, bu anlamda Kedi Dergisi öncü sayılabilir.
Dergi kapandı mı? Kedi Dergisi, ticari bir kaygıya düşmedi. İçeriğiyle, mizanpajıyla kedilere yakışan bir amatör ruhla yayınlandı. Bu nedenle de imkan buldukça çıkartılıyordu. Ben bu dergiyi kapanmış olarak görmüyorum, uzun bir ara vermiş olarak görüyorum.
İnternette bir kedi dergisinin yayınlanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? İnternet çok yeni ve yaygın bir iletişim aracı. İletişim dünyasına yeni bir mecra olarak girdi. Başka bir şeyin yerini almadı, sadece yelpazeyi genişletti. Dolayısıyla, konu kediyse, böyle bir dergi yeniden çıkarılabilir. Ancak şöyle bir tehlikenin hep kenarında duruyor. Bir dergi için büyük bir yatırım gerekiyor. Bu yatırımın da geriye alınması için de reklam gerekir, sponsor gerekir, sermaye dünyasının kendi kuralları geçmeye başlıyor. O zaman da dergi, bizim anladığımız anlamda kedi dergisi olmaktan çıkıyor.
Kedi dergisindeki yazılarınızın birinde kedilerin cinsiyet ayırımı yaptığını yazmıştınız. Örneğin dişi kedilerle sizin aranızda daha farklı bir bağ oluşması gibi... Bilimsel bir yaklaşım değil bu. Bir süre önce evliydim ve evimizde 7-8 kedi yaşardı, bazen bahçedekilerle birlikte bu sayı 13’lere çıkardı. Dolayısıyla doğal bir gözlem şansım oldu. Bu kalabalıkta genellikle eşimi de beni de seçen birer kedi oluyordu. Bize daha farklı davranıyorlardı ve kaçınılmaz bir şekilde biz de onlara farklı davranıyorduk. Seçimlerde hep benimle ilgilenen kediler genellikle dişi, eşime bağlanan ve ciddi kıskançlık gösteren kediler erkek olurdu. Bu kıskançlık aynı kadın erkek ilişkilerinde yaşanan zaman zaman kıskaçlık, küsme ve çatışmalara benziyordu. Kedilerin gösterdiği tutkulu sevgilerde de tüm bunlar vardı. Kıskançlık, hayranlık, öfke, küsme...
|
Şu anda evinizde sadece Fıstık yaşıyor. Birbirinizi bulmanız nasıl oldu? Burası çok kedili bir sokak. Akşamları bir bayan meydanda kedi sofrası kuruyor, hep beraber yiyip içiyorlar. Bunların içinde birkaç tane tanıdığım kedi vardır. Üç renkli bir dişi kedi vardı, o sokak kalabalığı içinde beni gördüğü zaman çığlık atarak yanıma koşar ve yol boyunca benimle birlikte yürür ve eve girerken yere yatıp taklalar atmaya başlardı. Benim yemek verdiğim de yoktu fakat bu uzun ve özel ilişkiden sonra arada bir avuç mama verdiğim oluyor. Dalgın dururken, beni fark ettiği anda irkilir, koşarak gelir.. Fıstık da sokaktaki kedilerden bir başkasıydı. Daha sakindi ama ben onu seviyordum, o bana ilgi gösteriyordu. Sokak ahbaplığı vardı. Üç renkli olanı eve almak istedim. Eve getirdim, istemedi, tedirgin oldu, ben de zorlamadım. Bir gün eve geldiğimde Fıstık apartmanın girişinde ben evin kapısını açtım, o da benimle birlikte girdi içeriye. Dolaştı evin içinde, sonra uyudu. Ben çıkarken benimle birlikte çıktı. Sonra akşam geldiğimde yine benimle beraber içeri girdi. Artık evin sahibi oldu. Hem dışarısını hem içerisin yaşayabilmesi çok güzel bir şey. İstediği zaman çıkıyor. Bir kedim olsun istiyorum, eşe dosta rica ediyorum. Öyle bir kedi olmalı ki, ben zaman zaman seyahate çıkıyorum. Bırakabileceğim insan da yok. Hem evde hem sokakta yaşayabilen bir kedi ararken, o beni buldu. İlişkimiz zaman zaman evliliğe benziyor. Aramız çok iyi ama bazen sıkıldığını görüyorum, ben de ondan sıkılıyorum.
|
Fıstık bayağı akıllı bir hayvan. Birbirimizin ne demek istediğini hemen anlıyoruz. Ne de olsa ben insan olarak o kadar masum olmadığımdan eve bazı kurallar getirmek durumundayım. Bunlardan biri, bu evi kendime göre düzenlediğimden evde banyo ve sokak kapısı hariç kapı yok. Dolayısıyla kedileri de biliyorum, en sonunda suratınızın üstünde uyumak kalır. Yatak kısmında hakkını kesmek istedim. Eve ilk geldiği gece 4 kere yatağa çıktı. Aldım indirdim. 5.sinde çıkmadı. Ayakucundaki koltuğun üzerinde sabahladı ve bu kural oldu, uyuyor. Ancak detaylar var: eğer yatağın örtüsü açılmamışsa, ben uzanmışsam, hiçbir şekilde yasak dinlemeden gelir üstüme çıkar. Ben de ses çıkarmam, hakkı çünkü. Ama yatak örtüsü açılmışsa yatağa çıkmaz. Uyku varsa rahatsız etmek yok. Fakat bazen dayanamıyor, görüyorum yatağın ayakucuna çıkıyor, ben de yatmış oluyorum göz göze geliyoruz. Kafamı hayır anlamında hafifçe sallıyorum. “iyi tamam anladık” ifadesiyle arkasını dönüp koltuğuna gidiyor.
Kediseverler biraraya geldiklerinde konu er geç kedilere gelir, değil mi? Kedi dergisini çıkaran arkadaşlarla buluşurduk sabahtan, akşama kadar sadece kedi konuşurduk. Bazen bize katılan başka arkadaşlar olurdu; onlar da çok şaşırırdı, bütün gün nasıl kedi konuşulur diye. Ama gerçekten kedilerle yaşayan herkes lafı dönüp dolaştırıp kedilere getirir. Her kedinin ayrı özellikleri var ve bu fark insanların dikkatini çekiyor.
Kedileri eğitmek diğer hayvanlara göre daha zordur derler. Ancak onların da kurallar konusunda dikkatli olduklarını söyleyebilir miyiz? Aslına kurallar çok iyi anlıyorlar çünkü kuvvetli bir mekan duyguları var. Şurası benim dediğim zaman çok iyi anlıyor çünkü onun da bazı yerleri var, ben de ona saygı gösteriyorum. Doğal olarak tezgah ve yemek masasına kesinlikle çıkmıyor. Ve ben çıkmaması konusunda hiçbir uyarıda bulunmadım. Çıkmıyor çünkü orada kedi mantığı doğru çalışıyor. Orası benim yemek yediğim yer, yemek tehlikeli alan. Onun yemeği ayrı benimki ayrı. Yemeğe karşı elini uzattığı zaman tehlike olabilir. Ama çalışma masasını anlamasına imkan yok. Niye çıkmasın, çıkabilir. Hiçbir mantık bulamıyor. Kedilerin çok farklı bir adalet anlayışı var. Onlara bir kere hak tanırsanız, o hakkı bir daha geri alamazsınız. Örneğin, bir kez yemek masasına çıkmasına izin verirseniz, kedi artık masaya çıkmaya hakkı olduğunu sanır ve siz ne derseniz deyin, artık devamlı çıkar.
|
Okuyucularınız sizin birçok toplumsal konuda yazılarınızla tanıyor. Kedi dergisi dışında kedi hikayeleri yazıyor musunuz? Bernard Shaw, “Yazar olmak istiyorsanız bir kedi alın” der. Bir defa Cumhuriyet dergiden kısa bir yazı yazmamı istemişlerdi. Oraya “Kedim ve Kendim” adlı kısa bir yazı yazdım, sonra Kedi Dergisinde de yer aldı. Ben yıllardır yazarım, çizerim; hiçbir yaptığım şeye böyle anında tepki gelmedi. Ufacık yazı yayınlandığı zaman o kadar çok telefon geldi ki.. İleride yapmayı düşündüğüm çok şey var, kediler hakkında yazmak da bunlardan biri. Fransızcadan küçük bir kitap çeviriyorum. Hikayesi kısaca şöyle: Kedi bir ot yiyor ve otun yaptığı garip etkiyle konuşmaya başlıyor. Bu hünerini saklamak zorunda çünkü ona bakan çocuk, bu yolla zengin olmayı düşünüyor. Konuşan kedi buna karşı çıkıyor ve konuşmayı reddediyor. Fakat zamanla kedi, o kadar aptallıkla karşılaşıyor ki, en sonunda dayanamayıp konuşmaya başlıyor.
Sokak hayvanlarının durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Belli zamanlarda itlaf olayları oluyor. Sizce bu yola başvurmadan bir çözüm olabilir mi? Ben bu hayvanlara sokak hayvanı yerine kent hayvanı demeyi seviyorum. Çünkü kentler sadece binalar ve yollardan ibaret değildir. Kentlerin yerlileri olduğu gibi kentin turistleri, kuşları, kentin ağaçları, kentin diğer hayvanları.. Kentler tüm bunların bir arada yaşadığı alanlardır. Dolayısıyla nasıl biz kendimizi kentli olarak addediyorsak onlara da kent hayvanları diyorum. Çünkü sokak lafında aşağılayıcı bir anlam var. İnsanı yüceltiyor, hayvanı aşağılıyor. Kent hayvanı dendiği zaman eşit şartlardasınız. Bunun çözümü var ve zaten yaşanıyor. İnsanların bazıları nasıl ki sokaklarda, parklarda yaşıyor, kent hayvanların da bazıları evlerde bazıları dışarıda yaşıyor, bütün bu ortak hayat kenti oluşturan birşey. Bunlara karşı zaman zaman girişilen saldırıları ise adeta başka ülkelere bakıp buraya getirilen özenti olarak görüyorum. Gözlediğim kadarıyla bu yıllardan beri dalga halinde yaşanıyor. Arada bir politikacıların, belediyecilerin akıllarına esiyor, böyle bir dalga yaratıyorlar. O dalga ne yazık ki birçok kent hayvanını telef ediyor. Bir süre sonra o dalga geçiyor, unutuluyor ve hayat devam ediyor. Yeni bir dalgaya kadar.. Dalgalar sırasında ciddi tepkiler de ortaya çıkıyor. Bazı kazanımlar da var. Küpeli köpekler gibi. Bu vahşi dalgalara karşı doğal kazanımlardan biri bence. Yani aşılanmış ve tekrar insanlar arasına geri gönderilmiş köpekler. Kediler daha özgür, küpelenmesi zor. Fakat mahalle örgütleri ki hemen her tarafta var, hayvanları kısırlaştırıyorlar, aşılatıyorlar. Dolayısıyla birkaç belediyecinin zaman zaman celallenmesi çabuk bastırılıyor.
|
Sizin de jüri üyeleri arasında yer aldığınız Kedi yarışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Çevirdiğim kitapta Konuşan kedi yarışmalar hakkında “İnsanlar kedileri yarıştırabilir ama kediler yarışmaz. Kediler hiçbir zaman öne çıkmayı da istemez. Ne de zengin, varlıklı olmayı ister” diyor. Aslında yarışmalarda yarışan kediler değil, yine insanlardır. Kedilerin sırtından gururlarını, onurlarını yüceltirler. Ancak bu yarışmaların, bir bağışa dönüşmesi gibi bir faydası var. Hem kediler de bedava lezzetli mamalar kazanıyorlar. Ben bu tarz organizasyonları yarışma olarak değil, kediseverlerin buluşması ve paylaşımı olarak görüyorum. Getirilen kedilerin diğerlerinden daha güzel olduğunu söylemek o kadar zor ki. Örneğin, son kedi yarışmasında kediler, tüm olanların farkındaymışçasına sakin ve ciddiydiler. Çünkü kedi kendi rahat dünyasının dışında huzursuzdur. Oraya kutularda, araçlarda yabancı insanlar içine geliyor fakat tüm bunlara rağmen kucaklarda, fiyonklarla rahat bir şekilde sakin, ciddi bakışlarla etrafa bakarak durdular. Akıllılıkları şuradan kaynaklanıyor: bizlerin, insanoğlunun tüm saçmalıklarını, anlayışla ve hoşgörüyle karşılayabilecek bir yapıya sahipler.
Pardon, balığınız kaçmış... Unutamadığım komik bir anım vardır. Bir gün pencereden halının ortasına pat diye kırmızı bir balık düştü. Daha ölmemişti, halının üzerinde çırpınıyordu. Koşup balığı aldım hemen, ne yarası vardı ne de herhangi birşeyi, hemen suyun içine attım, yüzmeye başladı. Bizim kedi bu balığı nereden, nasıl almış diye düşünürken, bahçesinde havuzu olan komşumuzu hatırladım. Havuzdan tokatlayıp kapmış balığı ve hızla eve getirmiş ki ölmesin. Bir süre balık kavanozda gezdi. Sonra komşumuzun kapısını çaldık, pardon, balığınız kaçmış diye teslim ettim balığı. Kedim, kendine göre beni ödüllendirmişti, bana canlı bir av getirip önüme koyarak. 27.09.2002
|