|
Sokak Kedileri, tiyatro yönetmeni Reha Bilgen'in kedilerle ilgili yazıp yönettiği ilk çalışma. Müzikli, danslı çocuk oyunu olan Sokak Kedileri, aynı sokakta yaşayan iki grup sokak kedisinin aralarında geçen çekişmeleri anlatıyor. Müzikli ve danslı bir çocuk oyunu olan Sokak Kedileri'ni, Saint Joseph Lisesi Eğitim Vakfı Özel Küçük Prens Anaokulu öğrencileri ile birlikte seyrettik.
Topaçlar diye adlandırılan kediler; iyiliği, güzelliği, paylaşımı, dostluğu, Fırıldaklar diye adlandırılan kediler ise; kötülüğü, bencilliği, kavgayı ve düşmanlığı simgeliyor. Mahalleye yeni taşınan Aslı, iki grup kedinin, hatalarını ortaya çıkarıp, yaptıklarının ne kadar yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyor. Fırıldaklar Aslı sayesinde kavganın, düşmanlığın, bencilliğin anlamsız ve hoş olmadığının farkına varıyorlar. Dansları, müziği, kostüm ve dekoruyla "Sokak Kedileri" hayvanların dünyalarını çocuklara taşıyan renkli bir oyun. Dekor ve kostümler Aygül Güntav'a, müzikler Oktay Şenol'a, koreografi Zehra Belevi Canbazoğlu'na ait. Oyunda Seray Öney, Selen Can, Banu Kuruoğlu, Güliz Bülbülkaya, Aynur akmancı, Özlem Çalışkan, Eylem Şafak Aydın ve Başar Tuğut rol alıyor. Reha Bey, kısaca tiyatro geçmişinizden bahsederek başlayalım. 7 yıl Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde tiyatro eğitimi aldıktan sonra 1976 yılında Şehir Tiyatrolarına girdim ve 5 yıl birçok oyunda görev aldım. İlk çocuk oyunumu orada yönettim. 1980 yılında tiyatro yönetmenliği üzerine yüksek eğitim almak üzere Almanya'ya gittim. 1982'de özel tiyatrolarda rol almaya başlayarak 1986 yılında kendi tiyatrom Masal Gerçek Tiyatrosu'nu kurdum.
|
Kedilerle ilgili bir tiyatro oyunu yapmaya nasıl karar verdiniz? Bu çocuk müzikalini yaparken dünyaca ünlü Cats mizikalinden etkilendiğimi söylemem gerek. Ancak oyunu yazdıktan sonra Cats'i seyretme imkanım oldu. Dekor, oyunculuk, makyaj harikaydı. Oyundaki o devamlı aksiyonu, devinimi çok etkileyici buldum. Çocukların hayvanlarla, kedilerle olan sıcak ilişkisini sahneye taşımak istedim. Çocukları eğiten bir oyunu kediler üzerine kurmanızdaki neden neydi? Bu müzikalde kedileri seçmemin nedeni ise onlara duyduğum yakınlık oldu. Ayrıca bu kedi, köpek meselesi değil. Sahnede oynayanlar insanlar kedi kılığında oynuyorlar, bunlar ördek de olabilirdi köpek de. Kedilerle ilgili başka bir çalışmanız var mı? Kedinin Yolculuğu adlı bir kitap üzerinde çalışıyorum. Kendimi kedilerin yerine koyup dünyaya onların gözünden bakmaya çalışıyorum, onların dilinden konuşmaya çalışıyorum. Bu kedi, insanları gözlemleyen, onlarla gırgır geçen, evdeki eşyalarla konuşan, sıradan bir kedi. Sevda Üstüme Kaldı, Bilmiyorum ve Hiç adlı bir üçlemem yeni bitti. Yakında basılacak.
|
Siz tiyatroya oyuncu olarak başlamıştınız. Sahnede bir kediyi canlandırmak ister miydiniz? Sahnede oynadığım görünmüyor ama oyunculara kedi gibi nasıl hareket edeceklerini, mizansenleri veren benim. Arka planda bir kediyi oynuyorum zaten. Ama sahnede oynasaydım, daha coşkulu ve detaya inerek oynardım. Yönetmen olarak oyuncuya kediyi ne kadar çok anlatırsanız anlatın tempoda, ritimde tam olarak karşılığını alamıyorsunuz. Kediyi insan gibi oynamak yerine sanki türkçe öğrenmiş bir kedi gibi olmak gerek. Kedi hayatınıza nasıl girdi, ya da siz mi onların hayatlarına girdiniz? Çocukluğumda kediyle birlikte yaşamıştım ama 2000 yılına kadar uzun bir arada kedim olmadı. Çünkü kedi özgürlüğü simgeleyen bir hayvan olarak bilinir ama siz onu eve kapıyorsunuz. kedilerin evden ziyade istedikleri zaman özgürce sokakta da yaşamaları gerektiğini düşünüyorum. Ne zaman bir bahçe katında oturmaya başladım hemen 3 kedi buldu beni. Onlar kendi hayatlarını yaşıyorlar. İstedikleri zaman uğruyorlar, onları besliyorum, ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyorum. Şu anda da Cihangir'de bahçe katında bir evde yaşıyorum ve Suzan Avcı, Nuri Alço ve Coşkun adında 3 kedim var. Hiçbiri evde yaşamıyor. Hepsi sokak kedileri ve yemek yemek ve uyumak için bahçeme geliyorlar. Bahçeye de başka bir kediyi sokmuyorlar. Bahçeye ilk Suzan ardından coşkun geldi. İkisi de kendilerini elletmezler, sevdirmezler. Nuri sevgi doludur. Yatar, göbeğini açar, tırmalamaz. Suzan ve coşkunla bir tırmık anımız vardır, artık onları ellemeye çalışmıyorum. Kabadayı gibi görünen Coşkun, hep tedirgin bakışlıdır. Bahçede kimse olmayınca ancak rahatça dolaşabilir. Ona her baktıkça kim bilir nelr geçirdi diye düşünürüm. Aralarında sık sık kavga olmaz. 1-2 kez yemek için kavga ettiler ama ondan sonra hepsi kendi sınırını öğrendi ve birbirlerini kışkırtmıyorlar.
|
Siz bir kedi olsaydınız nasıl bir kedi olurdunuz? Kesinlikle bir sokak kedisi olurdum ve hayatım macerayla dolu olurdu. İnsanların, çekindikleri için kolayca giremeyeceği her yere girer, dolaşırdım. Kedilerin nankör olarak adlandırılmasına ne diyorsunuz? Toplumun çoğunluğunda kedi nankör, köpek sadık hayvanlar olarak bilinir. Bu şu demektir; "Madem ben bu kediyi besliyorum, ona bakıyorum o zaman ben bu kedinin efendisiyim ve ona istediğimi yapabilirim. İstediklerimi yapmazsa nankör olduğundandır." Kedi de insanlar gibidir. Canının istediğini yapar canının istemediğini yapmaz. Neden insanlara bu kadar şaşırtıcı geliyor? Kısırlaştırma hakkında ne düşünüyorsunuz? Hayvanların doğalarına karışmayı çok doğru bulmuyorum. Doğa dengesini koruyor. Doğanın aritmetiği içinde yaşamlarını sürdürüyorlar. İnsan gibi doğayı bozmuyorlar. İlle birilerini kısırlaştıracaklarsa insanları kısırlaştırsınlar. Daha fazla bilinç oluşunca dengeli çoğalma olsun. 15.08.2002
|