|
1960 yılından bu yana Aşk-ı Memnu, Karılar Koğuşu, İki Yabancı, Köpekler Adası, Vurun Kahpeye, Sevmek ve Ölmek Zamanı gibi birçok sinema ve televizyon filmine imza atmış, yurtiçinde ve dışında sayısız ödülün sahibi olan Türk sinemasının ünlü yönetmeni Halit Refiğ ve eşi Gülper Refiğ ile kediler üzerine konuştuk. 1988 yılında, başrolünü Yıldız Kenter ve bir kedinin oynadığı "Hanım" filmini çeken Halit Refiğ, 1989 yılında Antalya'da en iyi yönetmen dalında Altın Portakal ödülünün sahibi oldu. Gülper Refiğ, 1988 yılında yazdığı "Kediciklerim" adlı kitabında yıllarca evinde, balkonunda, bahçesinde ve Burgazada'da beslediği sayısız kedisinin öyküsünü anlatıyor. Kimi hikayeler hüzünlü kimileri insanı gülümseten ve içini ısıtan türden... Garibe, Zümrüt, Adalı, Civan, Munis, Karanfil, Yaşar, Panço, Arsız, Takkeli, Bozana, Yamalıyüz, Can..ve adı buraya yazılmayan sayısız kedicik... Konuşankedi, Halit ve Gülper Refiğ ile Kedigen için görüştü. Halit Bey, Hanım'da yaşlı ve tek başına yaşayan bir hanımın kedisiyle olan ilişkisini filme aldınız. Köpeklerin insanla daha kolay dost olduğu yaygın bir görüş iken siz neden kedi tercih ettiniz? Bu sorunun hem genel hem de özel iki nedeni var. Genel anlamda, kedi, türk geleneksel hayatında evde bulunan bir hayvandır. Türkiye'nin batılılaşmasıyla eve köpek girmeye başladı. Ama daha önceden kedi, evlerde daha çok kabul gören bir hayvandı. Hanım filmi, esas itibariyle kaybolan geleneksel değerlerin anlatıldığı bir filmdir. Kedi de bu kaybolmuş değerleri sembolize eden bir karakter oldu. Özel sebebine gelince, filmdeki kadın, yaşlanmış, eşi öldükten sonra yalnız başına kalmış ve kedisiyle birlikte yaşayan bir piyano öğretmenidir. Benim eşim Gülper de bir piyano öğretmeni. Ben öldükten sonra kedisiyle yalnız kalacak. Ve filmi yaparken o ne yapacak diye düşünmüştüm. Sanatın birçok dalında kedi, sanatçıya ilham veren büyük bir etken. Kedide sizi etkileyen, ilham veren noktalar neler oldu? Kedide insanı etkileyen özellikler kişiden kişiye göre değişir. Ben tüm hayvanları sevmekle birlikte en çok kediye yakınlık duyarım. Rastgele bir izahı mümkün değil, literatürde yazdığı gibi bağımsızlıklarına son derece düşkün olmaları beni en etkileyen yanlarıdır. Bilindiği gibi köpek, sahibine ölümüne bağlanır, her an gözleri sende olur ilgi göster diye, kedi insan için bu kadar çok fedekarlığa girmez, talep göstermez. Karnı doysun ve güvenliği sağlansın başka bir şey istemez. İlla beni sevmelisin, sevdiğini göstermelisin diye bir yük bindirmez insana. Kedi ile aranızda hem sevgi vardır hem de bu sevgi zorunluluk getirmez. Ben sevginin mesafeli olanını tercih ettiğim için kediyle iyi anlaşıyorum. Kediler, yönlendirilmekten hoşlanmıyorlar ve bir şey yapacakları varsa bile sırf siz söylediğiniz için onu yapmayabilirler. Hanım filmini çekerken başrol kedinin zorluk çıkardığı zamanlar oluyor muydu? Hanım filminde oynayan kedi, daha önce reklam filmlerinde oynamış, kameraya alışkın artistik bir kediydi. Kedileri, yönlendirildiklerini hissedince karşı koyarlar ve genelde kedilerle çalışmak diğer hayvanlarla çalışmaktan daha zordur. Ama filmde fazla bir zorluk yaşamadık. "Hanım" ve "Karılar Koğuşu" filmlerinde oynayan kediler, Gülper'in kitabında adı geçen Türkan Hanım'ın kedileriydi. Türkan hanım onlarla öyle güzel bir iletişime girmiş ki kediler insanlarla ilişkiyi yadırgamıyorlardı.
|
Kedi ve sanat ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kedi, öncelikle görsel olarak çok güzel bir canlı. Diğer hayvanlardan çok daha esnek, vücudunu çok daha güzel kullanabiliyor. Sanatçı için plastik bir güzelliği var. Edebiyatta ve resimde de kedi konu edilir çokça. Bence kedi, fiziki olarak iyi bir malzeme daha ziyade. Ama edebiyatta insanla kurduğu yakın iletişim nedeniyle köpek daha iyi bir malzeme. Örneğin, Jack London'un "Call of the Wild" romanında anlatılan St. Bernard köpeği ile insanın ilişkisi.. Hayvanlar ile ilgili yazılmış en güzel hikayelerin başında gelir. Son günlerde bir reklam filminde oynatılan kedinin ölmesi ve ardından gelen hayvanlar filmlerde oynatılsın mı tartışmalarına hemen her filminde hayvan oynatan bir yönetmen olarak siz nasıl bakıyorsunuz? Sizce hayvanlar filmlerde kullanılırken nelere dikkat edilmeli? Halit Refiğ: Filmlerimde iki şekilde hayvan kullandım. Bazıları filmin içinde fonksyonel, dramatik rolleri olan hayvanlardı. Hanım filminde oynayan Prenses ve Karılar Koğuşu'nda oynayan kedi gibi. İkisinin de sahibi Türkan Hanımdı. Kedileri her gün getirir götürür, sahibeleri olarak yanlarında durur, mama ve tuvaletleriyle ilgilenir, çekim arada onlarla oynardı. Böylece hayvanlar tanımadıkkları kalabalık içinde ürkmez, rahat ederlerdi. Köpekler Adası filmimdeki köpekler ise Tuzla'da onlarca köpeğe bakan Esin Hanım'ındı. Çekimlerin yapıldığı 3 hafta boyunca Esin Hanım, köpekleriyle birlikte adaya geldi, gitti, onların her türlü bakımıyla ilgilendi. Hayvanların sahibi varsa, çekimler sırasında onun da orada bulunması hayvanlar açısından önemlidir. Bir de filmde tesadüfen bulunan hayvanlar var. Yazılmış bir hayvan rolü olmadığı halde kendilerini sahneye davet eden hayvanlar... örneğin, Aşk-ı Memnu filminde çekimlerin yapıldığı boş yalıya bir kedi girmiş. Ortada onu dolaşırken görünce karnını doyurduk, sevdik ve piyanonun üstüne koyduk. Karnı tok olduğundan orada uykuya daldı. Aslında senaryoda olmadığı halde çok güzel kedili bir sahne çektik. Birkaç gün daha bizimle çekimlere katıldı ama sonra geldiği gibi kendiliğinden gitti. Filmlerde hayvan kullanılırken çok dikkatli ve hassas olmak gerekir. Geçmişte ne yazık ki bazı filmlerde sahne gerçekçi ve sarsıcı olsun diye hayvanların öldürüldüğü durumlar oldu. Ben her zaman bu gibi sahneler için maket kullandım. Gülper Refiğ: Günümüzde ne yazık ki bu durum farklı bir şekilde hala gerçekleşiyor. Bazı televizyon kanalları rating uğruna, haberlerinde, bir hayvana nasıl en kötü işkence edilebileceğini dakikalarca yayınlıyor. Ancak nedense, hayvanlara işkence eden insanlar gösterilmiyor. Bu tavır da caydırıcı olmanın aksine hayvanlara eziyet etmeye teşvik edici oluyor.
|
Gülper Hanım, siz piyano öğretmenisiniz. Evde piyano çalarken kedilerden nasıl bir tepki alıyordunuz? Kediler, müziği seviyorlar. Özellikle Adalı, piyano çalmamı çok severdi. Saatlerce çaldığım zamanlar, piyanoya doğru sıçrar, inceden kalın tuşlara doğru yürümeye başlar, sesler çıkarmaya bayılırdı. Bir yandan da, "yeter artık benimle de ilgilen" demek isterdi. Şimdiki kedimiz Afet ise piyanodan çok televizyon seyretmeyi seviyor. Özellikle National Geographic kanalında yayınlanan hayvanlarla ilgili belgeselleri ve heyecanlı futbol maçlarını kaçırmaz. Siz bir kedi olsaydınız nasıl bir kedi olurdunuz? Gülper Refiğ: Ben bir sokak kedisi olmak istemezdim çünkü hayatları çok kısa ve acılı geçiyor. Bizim evin kedilerinden biri olmak isterdim. Sevilirdim, güzel bakılırdım, mutlu yaşardım. Halit Refiğ: Yaşamını öldürmeden sürdürmeye gayret eden, fare avlamayan, bir eve yamanıp sütlü mamalar yiyen, mutlu mesut bir kedi olurdum herhalde. Ancak bu fare olayını ev sahibine belli etmeden halletmek gerekirdi yoksa kapı dışarı edilirdim. Gülper Refiğ'in 1988 yılında hayatındaki kedileri ve onların unutulmaz anılarını anlattığı kitabı "Kediciklerim" den birkaç alıntı... Ankarada çocukluk yıllarını hep kedilerle birlikte geçiren gülper refiğ, kedilerle dostluğu başlaması yirmi yıl sonra oldu. Onlarla yakınlaştıkça, birbirlerinden çok farklı şaşırtıcı özelliklerine daha iyi fark etmeye başladım. Güzel gözlü Zümrüt: Kediler güven duymadıkça insanlarla içli dışlı olmaya pek yanaşmaz. Ayrıca bir ihtiyat mesafesi koyarlar. Özellikle sokak kedileri hep savunmada, hep tetiktedir. Bir ilgi görmeden yanaşmazlar. Bir sokak kedisinin tanımadığı insanların peşine takılıp bir eve girmesi de olağan bir şey değildir. Zümrüt ile tanışmamız da böyle inanılmaz oldu. Bir kış akşamı bir arkadaş ziyaretine giderken, apartmanın kapısında koyu renk, uzun tüylü bir kedi belirdi. Kapıyı kaparken arkamızdan süzüldü ve bizimle birlikte asansörü bekleyip yukarı çıktı. Kendinden öyle emin görünüyordu ki, onu gören apartman sakinlerinden sanır. Herhalde dedik, evlerine kedi almışlar. Kapı açılınca aynı rahatlıkla içeri girdi ve sıcak radyatörün üzerine yerleşti.. arkadaşlarımız da şaşkınlık içinde kalmışlardı. Biz kedi onların sanırken, onlar kediyle ziyarete geldiğimizi düşünmüşler. Bu karşılaşmanın bir hikmeti olsa gerek diyerek Zümrüt'ü evimize getirdik.
|
Küçük kaplan Adalı: Havalar soğuduğu zaman Burgazada'daki kedileri düşünür içimiz cız ederdi. Onlara kap kap yemek taşırdık adaya. Havaların soğumaya başladığı bir yıl ada sessiz ve sakindi. Yerde bir gazetenin üzerine bıraktığımız yiyeceklere saldırırlarken beyaz çizmeli bir türlü cesaret edemiyordu. Sonra mutfak kapısının ardından bir çift yeşil göz parladı. Tam yemek yerken eşim bir hamlede kapıyı kapadı, aynı anda küçük yaratık yay gibi üç metre yükseklikteki perdeliğin üstüne sıçramıştı. Boyuna posuna bakmadan, ürkütücü sesler çıkartarak bizi korkutmaya çalışıyordu. Küçücük bir kaplan gibiydi ve tehlike karşısında pes etmeye niyeti yoktu. Başa baş bir mücadeleden sonra onu sepete koyup Cihangir'deki evimize getirdik. Ve adını Adalı koyduk. O sırada evde Garibe vardı ve üzerine bir ortak gelmesinden memnun kalmamıştı. Adalı zamanla ürkekliğini yenmişti ama kendini elletmiyordu. Kendisini "ah ne şeker kedi" diye sevmek için uzanan elleri dişleyerek, bir anda kan içinde bırakıp sıvışıyordu. Birçokları için nankörlüğün en büyük belirtisi sayılacak bu durum, eşime göre, kedinin bağımsızlık duygusunun, boyun eğmez özgür kişiliğinin tezahürüdür. Bu bakımdan örnek saydığı Adalı bütün vahşetiyle onun gözde kedisiydi. Balkon kedilerimizin gözdesi Munis: Ev içinde ve bahçede beslediğimiz kedilerin yanı sıra bir de balkon kedilerimiz vardı. Kulakları ve kuyruğu sarı renkli bir Van kedisi olan Munis, balkon kedileri arasında gözdemizdi. Çiçek topraklarını koyduğumuz kutunun içinden çenesi düşmüş, dili sarkmış, gözleri ölü gibi donuklaşmış bir kafa çıkmıştı. Belli ki bir köpek saldırısından canının güç kurtararak buraya sığınmıştı. Veterinere gösterdik, yaraları temizlendi, karnını doyurduk. Yaraları yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı. Munis'in yemeklerini mutfakta yemek, soğuk havalarda ona ayrılan köşede uyuyup ısınmak gibi imtiyazları vardı. Terbiyesinden dolayı ona bu ismi takmıştık ama çapkınlığı yüzünden başına çok dertler açıldı, çok kere ölümden döndü. Günlerce aç kalmış bir sokak kedisine bile sevmediği bir şeyi zorla yediremezsiniz. Kimisi balığı çiğ, kimisi pişmiş tercih eder. İstediklerini elde edene kadar her türlü ilgi çekme yolunu denerler. Zaafınızı yakaladıklarında insanı öyle bir güzel kullanırlar ki, kedilerin bu esrarlı gücüne hayran olmamak imkansızdır. Bizim balkoncular evcilerin lezzetli mamalarını çalmak için fısat kollarken, evdeki şımarıklar da balkona gidip, onların yemeklerinin tadına bakarak, onlardan daha iyi birşeyler yiyip yemediklerini kontrol ederlerdi. Veda etmeye gelen Civan: 1987'nin o unutulmaz kışında bahçeye her yanı yara bere içinde olan, tüyleri dökülmüş, cılız bacaklarıyla gövdesini zor taşıyan pis bir kedi geldi. Balkona çıktığında gözlerinden tanıdım onu. Daha önceden bahçede baktığımız Civan'dı bu. Ölmek üzereydi. Çekinerek yanıma yaklaştı. O güzel gözleri acı ve ürküntüden donuklaşmıştı. Civan'a hemen ılık sütlü yemekler hazırladım. Yedikçe karnı şişiyordu. Yaralarını temizleyip ilaçladım. Teşekkür etmek için yanağını elime sürdü sonra cetvele sokulmuş top gibi duran karnını iki yana sallayarak uzaklaştı, gitti. Anladım ki, o gün bana veda etmeye gelmişti. Bu davranışı ile Civan, benim unutulmaz kedilerimden biri oldu. 15.08.2002
|