|
1985'den beri İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda Abdülcanbaz, Oresteia, Danton'un Ölümü, Hamlet, Tanrı, Batı Yakasının Hikayesi, Cyrano de Bergerac ve daha birçok oyunda rol alan Taner Birsel, hayatının büyük bölümünü kedilerle geçirmiş bir sanatçımız. Avni Dilligil En İyi Erkek Oyuncu, Ulusal Tiyatro Karşılaşması En İyi Erkek Oyuncu, SİYAD 1999 En İyi Erkek Oyuncu ödüllerinin sahibi olan Birsel Sır Dosyası, Yalancı Şafak, Bir Kadının Anatomisi, Bir Erkeğin Anatomisi, Kaç Para Kaç, Filler ve Çimen, O da beni seviyor gibi sinema ve TV filmlerinde de karşımıza çıktı. Taksim'de Kedigen için yaptığımız sohbetimizde saatlerce kedilerden konuşup çok kısa bir zaman önce şeker komasında kaybettiği 14 yıllık dostu Tıkız'ı sevgiyle andık.
Kediler hayatınıza nasıl girdi? Kediler sizin hayatınıza girmeyi, kiminle yaşayacaklarını seçiyorlar. İlk kedimin hikayesi ilginçtir. 1985 yılında Nişantaşı'nda oturuyorduk. Soğuk bir sabah bir apartımanın girişinde pembe, güllü bir battaniyenin içinde sosis gibi sarılmış bir kedi yavrusu buldum. Kim, neden bu şekilde onu böyle bırakmış kestiremedim ama kediyi görür görmez adını Mestan koyup ve eve getirdim. Mestan çok maceraperest bir kediydi. 6 yıl birlikte yaşadık. Kazancı yokuşunda bir dişinin peşinden koşarken dikkatsiz bir sürücünün arabasının altında feci şekilde can verdi. Sonraki yıllarda aralıklarla da olsa hep kedilerim odu. Eşim İlknur ile tanıştığım da ise fobik derecede kedilerden korkuyordu. Eşiniz kedilerden korkarken onu nasıl bir kedi delisi haline getirdiniz? Bir gün Burgazada'da balkonda oturuyorduk. Yaklaşık 2 şişe şaraptan sonra havanın ve manzaranın da etkisiyle çakır keyif olduk. Tablo tam hazırladığım gibiydi. Bir ara minnacık bir kediyi eşimin paltosunun içine bırakıverdim. Donakaldı. Ani hareket yapma dememe gerek bile kalmadan kedi paltosunun içinden yukarı çıkarak kendine sıcak bir oturma yeri buldu. Ve o anda hissettim ki, buzlar erimişti. Sabah 5'e kadar eşim kedi kucağında oturdu ve o günden sonra kedisiz yaşayamaz oldu.
|
Tıkız ve Miki Dönemi... Adadaki kediyi orda bıraktık ve her gittiğimizde onu orda bulduk. Bir arkadaşımın kedisi yeni doğum yapınca bir dişiyi bize verdi. Adını Miki koyduk ve o İlknur'u seçti. İkisi birbirini delice seviyordu. Miki tamamen sağır olan bir Ankara kedisiydi ve doğumsal olarak kafatası küçüktü. 4 ay sonra Miki'nin erkek kardeşlerinden birinin gittiği köpekli evde iyice hırpalandığını duyunca onu da biz aldık. Tıkız, bize geldiğinde hala travmayı atlatabilmiş değildi. Herşeyden ve herkesten korkuyordu, bize bile yaklaşamıyordu. Bir süre sonra kendini güvende hissedince kendini bulmaya hatta şımarmaya bile başladı. Miki ve Tıkız nasıl anlaşıyorlardı? Miki geç geliştiği için 2-3 yıl birlikte koyun koyuna kardeşçe yattılar. Sonra Tıkız evin içinde kendi alanlarını belirlemek için koku bırakmaya başlayınca ev yaşanmaz hale geldi. Bu arada birkaç klavye ve iyi denebilecek bir anfiyi atmak zorunda kaldım. Dişi yani miki zaten gelişme gerisi olduğundan üreme dürtüsü hiç olmadı.. Tıkız ise altı yaşında kısırlaştırıldı...Miki ve Tıkız'ın sanırım en güzel zamanları 4 yıl bir karavanda yaşadığım zamandı. Zeytin ağaçlarının altında yaşadılar benimle. Yerleşik düzene geçince eve alışmak zorunda kaldılar. Miki'nin zaten şehirde sokağa çıkması imkansızdı. Tamamen sağır bir kedi ne avlanabilir ne de trafikten korkar. Mahallenin dayıları onu hemen paralarlardı. Ancak 1994 yılında Talimhane'de otururken Miki bir kez evden kaçtı. Temizlik yapıldığı bir gün kapıdan sıvışıvermiş. Taksim meydanında uzun bembeyaz tüylü, boynunda tasmasıyla yolun ortasında duruyormuş. Biz ararken, onu görenlerden öğrendik neler olduğunu. Sağır olduğu için yolun ortasında oturuyormuş ve trafiği felç etmiş. Yoğun aramalarımız sonucu izini bulduk. 2 gün bir oto tamircisinin vitrininde konu mankenliği yaptıktan sonra bir simitçi onu 20 bin liraya bir işadamına satmış. Taksimdeki tüm apartımanlara pullama yaptık ve 1 ay sonra bizi aradılar. Miki, Moda'da bir evde misafirmiş. Şans eseri onu sahiplenenler de anlayışlı çıktı ve Miki'yi teslim ettiler. Kedilerinizle ilgili olarak yaşadığınız ilginç bir olay var mı? Yaşadığım bir olay birçok insana abartı gibi gelebilir. Birkaç yıl önce eşim İlknur yurtdışındayken çok hastalanmıştım, havale geçirircesine ateşli yatıyordum. Kediler bu gibi alarm durumlarında ya sizden çok uzak bir köşeye çekilir ve ordan izlerler ya da size iyice göz kulak olmak için bir an olsun yalnız bırakmazlar. Tıkız, bende ciddi ters giden birşeyler olduğunu fark etmişti. Üzerime çıkıp göğsüme kıvrıldı. Sfenks gibi oturdu ve önce bir patisini sonra diğerini, yanaklarıma dayadı. İnanılamz bir duygu yaşadım. Patisinin sıcaklığını yanağımda hissederek uyuyakaldım. Tüm gece sanki beni bu şekilde iyileştirdi.
|
Peki sanat yaşamınızda, sahnede kedilerin bir etkisi, rolü oldu mu? Kedileri dünyanın en gelişmiş endüstriyel tasarım harikaları olarak görüyorum. Minimum nefes ile maksimum iş yapıyorlar. Kediler her konuda becerikli ve tutumludurlar. Sahne üzerindeki bir oyuncunun bu konuyla ilgili olarak kedilerden öğreneceği çok şey var. Cats müzikalini nasıl buldunuz? Türkiye'de Cats oynasa tutar mıydı sizce? Cats, etkileyici ve güzel bir sahne performansıydı. Ama ben çok çok olağanüstü bulmadım. Türkiye'de Cats tutmayabilirdi. Ama Kötü Kedi Şerafettin tutar. 13-15 yıldır ve hatta daha öncesinde de yoğun olarak kedilerle birlikte içiçe yaşıyorum. Tıkız öldüğünde 13 yaşındaydı ki bu insan ömrü olarak 80-90 yaş demek. Bir ömrü birlikte paylaştık biz. Birbirimize ayna olduk. Ben ondan çok etkilendim o benden. Ben sahnede bir kedi rolü alsam, iyi bir kedi profili çıkaracağımı düşünüyorum. Bazı kediler kitap okunmasından, bazıları gitar çalınmasından hoşlanıyor. Sizin dikkatinizi çeken bir zevkleri var mı? Evimde büyük bir müzik setim var. Sağır olan Miki, ne zaman hi-fi sistemi çalıştırırsam çalıştırayım, hemen hopörlerin üzerine tüner. Kediler ritmden çok hoşlanıyorlar. Onların çıkardığı gırıltılar gibi.. Size rol kestikleri oluyor mu? Kedilerin egoları çok güçlü ve istedikleri zaman her türlü şımarıklığı yaparlar. Tıkız, hastalığını bilmezden önce arada bir birden evin içinde koşar, aniden zıplar sonra sakinleşirdi. Ben bunu neşeden ve sevinçten yaptığını sanırken meğer kedim, şeker nöbetine giriyor ve vücudundaki değerlerin birden oynamasıyla acı içinde koşuyormuş. Son zamanlarında şeker hastalığı yüzünden felç geçirdi. Bir tek sol patisini oynatabiliyordu. Tuvaletini tutamaz, birşey yiyemez haldeyken bile sol patisiyle benle oyun oynamaya çalışırdı. Ona öyle 2-3 gün baktık. Ve o 3 günde insan kendi vicdanıyla hesaplaşıyor. Hayatı birazdan sona erecek bir canlının yanında kendi varoluşunu sorguluyorsun. Bunu, onun tek canlı kalan sol patisinde hissediyorsun. Oyunculuktan gelen bir empati gücüm var. Bu kararı vermek benim için bir milat oldu. Beni bakışlarıyla ikna etti. "Bitir artık şu işi, çok acı çekiyorum" der gibiydi. Beslenemiyordu, hiçbir kası tutmuyordu. Ne yaşamasının ne de böyle uzun süre devam etmesinin olanağı yoktu. Ve hayatımın en zor kararını verdim. Sürekli ve parazitli bir sesle mavvv diye ağlıyordu. İğnenin vücuduna girmesiyle gözbebeklerinin reflekslerini kaybetmesi arasında geçen 45 saniye hayatımda unutamayacağım dolulukta duygu yüklüydü.
Akif Pirinçci'nin yazdığı ve bence kediler hakkında yazılmış özel kitaplar olan Felidae ve Francis'i okuyunca ne hissettiniz? Felidae'yi çok beğendim. Kedileri gözlemlemeye başladıktan sonra kedilerin de en az insanlar kadar çeşitlilik gösterdiğini gördüm. Bu çeşitliliği ancak uzun zaman birlikte yaşayınca ayırdedebiliyorsunuz. Kimi cesur, kimi korkak, sıkılgan, kimi hırsız, şımarık, hırçın... Kitapta da her biri farklı karakterdeki kedinin dünyaları anlatılıyordu. Kedilerde en beğendiğiniz özellikler neler? Hayatlarının yalınlığı ve umursamazlıkları benim en gıpta ettiğim özellikleri. Kediler öyle müstakil hayvanlar ki, bize hiç ihtiyaçları yok. Biz onları ne kadar bize mecbur kalacakları şekilde yaşamaları için çaba sarfedersek edelim onlar başka canlıya ihtiyaç duymadan yaşayabilirler. Kediler krallara bile bakabilir diye bir deyiş vardır. İşte ben, kralların bile gözlerinin içine bakabilme cesaretlerine hayranım. Hayatınıza bir kez girdiler mi artık çok geç oluyor, onlarsız bir yaşam düşünemez oluyorsunuz. 15.08.2002
|