|
Kediler de bizim gibi güler mi? Gazeteci yazar Deniz Kavukçuoğlu, "Kedisine cambazlık yaptırdığını sanan 'sahip' aslında kedisine cambazlık yapıyordur." diyor. Siz kedi olsanız, gülmez miydiniz?
Özellikle şehrin göbeğinden Silivri'ye taşınınca kedi ve köpeklerine daha fazla zaman ayıran Deniz Kavukçuoğlu, kendi kedilerinden yola çıkarak bu kitabı yazmaya başlamış. Bu anı/derleme kitabında ayrıca Güler Kazmacı, Üstün Akmen, Ataol Behramoğlu, Refik Durbaş gibi hayvan dostlarının Kedi Gülüşü için özel olarak kaleme aldıkları hikaye ve şiirleri de yer alıyor. Kediyle birlikte yaşayanlar, içinde bir sürü güzel kedinin fotoğrafının yer aldığı bu kitabı severek okuyacaklar.
Kedi Gülüşü'nü yazarken Kedigen'den de yararlanan yazar Deniz Kavukçuoğlu ile kitabı hakkında mırrlaştık.
Kedi Gülüşü neyi anlatıyor? Kedi gülüşü kedili yaşamları, insanların kedilerle olan ilişkilerini, insanlarla kedilerin birbirlerine karşı duydukları sevgileri anlatıyor. Kitabın bir bölümünde de insanların tarih boyunca kedilere bakışı yer alıyor. Son dönemlerde kedilerle ilgili birçok kitap yayınlanıyor. Kedi gülüşünü yazmaya neden ihtiyaç duydunuz? Sizce kedi sahipleri artık duygularını kitaplaştırma ihtiyacında mı yoksa bu moda mı oldu? Önce gelip geçici modalara sıcak bakmayan bir insan olduğumu söylemek isterim. Sorunuza gelince, haklısınız, son zamanlarda kedilerle ilgili birçok kitap yayımlanıyor. Bu kitapların tümünü okudum diyebilirim. Fakat bu yararlı ve değerli kitapların neredeyse tümü ya bakım kitaplarından, ya derlemelerden ya da başta roman olmak üzere yazınsal kurgulardan oluşuyor. Kedi Gülüşü ise doğrudan doğruya yazarın kendi kedilerinden, kendi kedilerine ilişkin gözlem ve deneyimlerinden yola çıkarak kaleme aldığı ve kedisever edebiyatçıların katkılarıyla içeriğini zenginleştirdiği bir kitap.
|
Bu kitabı yazmaya niçin ihtiyaç duydum? Sanırım, kitabın ilk sayfalarına da yansıdığı gibi kendi kendime sorduğum, “Kediler de güler mi?” sorusuna yanıt ararken ortaya çıktı bu ihtiyaç. Gözlemlerimi okurlarla, özellikle de başka kediseverler ile paylaşmak istedim. İnsanın duygularını kâğıda dökme, kitaplaştırma ihtiyacı edebiyatın da kaynağıdır. Fakat kâğıda dökülen duygular her ne kadar kitaplaşmış da olsalar belli ölçütleri yerine getiremediklerinde “edebiyat” olamıyorlar.
Kitap yazma fikri ilk aklınıza geldiğinde sadece kendi kedilerinizle ilgili anıları mı yazmayı düşünüyordunuz yoksa, başından beri bunu kolektif bir çalışmaya dönüştürmek var mıydı aklınızda? Amacım ilkin içinde kedilerimin de yer aldığı uzunca bir öykü kaleme almaktı. Ne var ki “öykü” diye başladığım yazı giderek kedilerimle olan anılarımın ağır bastığı bir anlatıya dönüştü. Yazarken bir yandan da kedileri konu alan çeşitli kitaplar okuyordum. Popüler-bilimsel çalışmalar, öyküler, romanlar, şiirler... Bunlardan da alıntılar yaptım. İnternette “kedigen” gibi birçok kedi sitesi var, onları dolaştım. Bu sitelerin özellikle kedilere ilişkin sözcük dağarcığımı genişletmemde büyük yararı oldu. 12 yıldır TÜYAP Kitap Fuarı’nın birinci derecede sorumlu yöneticisiyim, 8 yıldır Cumhuriyet Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapıyorum ve daha önce yayımlanmış beş kitabım var. Dolayısıyla edebiyat dünyamızda oldukça geniş bir çevrem var. Öbür kitaplarım gibi Kedi Gülüşü’nü de yazarken kedisever arkadaşlarıma, dostlarıma bu çalışmamdan söz ettim. Bana önerilerde, katkılarda bulundular, daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış yazılarını, şiirlerini verdiler. Bu özgün yazılar ve yerli-yabancı yazarlardan yaptığım alıntılarla Kedi Gülüşü bu yanıyla kolektif bir yapıt olarak ortaya çıktı.
|
Yumak |
| Kediler hangi duygusal gereksinimlerimizi dolduruyor sizce? Ne yalan söyleyeyim, ben kedilerimi benim “duygusal gereksinimlerim”i dolduran birtakım şirin canlılar olarak görmek istemiyorum. Böyle görseydim yada görmek isteseydim, sanırım kediden başka bir hayvanla yaşamayı yeğlerdim. Kedilerim hiç kuşkusuz şirinlikler yapıyorlar, sıcaklık yayıyorlar, bana gösterdikleri sevgileri beni çok mutlu ediyor. Fakat onlar da benden şirinlik, sıcaklık, sevgi bekliyorlar. Kısacası biz birbirimizin duygu ve davranış beklentilerimizi karşılıyoruz. Aramızda eşdeğerli bir ilişki var. Hatta onlar bana, benim onlara olduğumdan biraz daha egemenler. Boncuk’un aileye katılma hikayesini okurken o sahne çok tanıdık geldi. Evdeki kedisine arkadaş getiren birçok hayvansever için de tanıdık gelecektir. Boncuk’un Yumak’ın ve sizin hayatınıza nasıl girdiğini anlatır mısınız? Boncuk’u eve Yumak getirdi. O, dünyaya gözlerini Feneryolu’ndaki Sabit Pazar’da açmış, iyi yürekli balıkçıların tabla artığı hamsilerle, istavritlerle beslenmiş, bol tüylü, minik bir tekircikti. Yağmurlu bir kış günü mekân tuttuğu Sabit Pazar’da dükkânların kapanma saatinden sonra karşılaşmıştık. Gördüğümde yağan yağmurdan sırılsıklam olmuştu tüyleri. Ayak seslerimi duyunca saklandığı yerden çıkmış, önüme dikilmişti. Açık kalmış tek dükkân olan pasta fırınından bir çörek almış, bir kâğıt içinde ufalayıp saçak altına koymuştum. O ise hiç oralı olmamış, peşim sıra gelmeye davranmıştı. On metre ilerisi Bağdat Caddesi idi ve ben caddeyi geçerek karşı sokaktaki bir lokantaya gidecektim. Karşı kaldırıma geçmeyi denemesi minik kedicik için ölümcül bir serüvenle eşanlamlıydı. Bir yanıltma manevrasıyla onu orada bırakıp kaçmayı başardım. Fakat iki saat sonra aynı yoldan geri dönerken yine karşıma çıktı. Başını okşamak için eğilince önce altomun koluna, oradan da omzuma sıçradı. Bir anlaşma yaptık. Eğer evin kapısına kadar olduğun yerde kalırsan benim evim senin de evin olur dedim. Anlamışçasına tırnaklarını paltoma geçirdi. Feneryolu İstasyonu’na kadar yürüdük, alt geçidin merdivenlerinden indik, çıktık. Yürüdük. Apartmanın kapısına geldik. Oradan asansöre, asansörle daire kapısına... İçeri girince omzumdan indirdim onu, “Burası artık senin de evin,” dedim. Patik’le tanışıp bir iki tıslamadan sonra alıştılar birbirlerine. Sonra Silivri’ye, bahçeli bir eve taşındık. Patik bir süre sonra yeni serüvenler aramak için uzun bir yolculuğa çıktı. Yumak tek başına kaldı. Ama baktı ki olmuyor, küçük bahçemize arkadaşlar getirmeye başladı. Boncuk da onlardan biriydi. Beyaz tüylü, boncuk gözlü, iki-üç haftalık kimsesiz bir yavrucuk. “Dış kediliği” benimseyen öbürlerinin tersine ne yapıp edip eve girmeyi, Yumak gibi “iç kedi” olmayı başardı.
|
Yumak ve Boncuk |
| Fakat ne tuhaf, bir hafta önce bir kedimiz daha oldu. Şile’de işlek bir cadde de korku içinde bulduğumuz bu bir aylık tekir erkek kediye “Tintin” adını koyduk. Evin kızı Boncuk ise bir haftadır isyanlarda. O küçük kediyi korkutmak, evden gitmeye zorlamak için elinden geleni yapıyor. O “normal” koşullarda başına buyruk olan, gece gündüz dışarılarda sürten kedimiz, şimdi bir bekçi gibi gözlerini bir an Tintin’in üzerinden ayırmaksızın evi bekliyor. Ama mutlaka alışacak. Alışması için eşim Sevgi de, ben de elimizden geleni yapıyoruz. Hayatınıza birçok kedi girmiş. Yumak, Patik, Boncuk, Duman, Frak, Silivri’nin dış kedileri ve tabi bir de Beyaz var. Sizi en fazla hangisinin öyküsü etkiliyor? En çok Frak ile ağırbaşlı bir köpek olan Beyaz’ın ölümle son bulan öyküleri etkiliyor. Frak, patileri dışında her yanı kapkara olan dünya güzeli bir kedicikti. Kışın ıssızlaşan sitemizde bahçemizi mekân tutan çok sayıda kedinin arasında direnci ve kararlılığıyla hemen fark edilen bir yavruydu. Tüm girişimlerine karşın o günlerin koşullarında onu eve almaya cesaret edemedik. Bar seyahat dönüşünde bir daha göremedik onu, ama yalnızca onu değil varlığıyla bize de, dış kedilere de güven veren Beyaz’ı da, öbür kedileri de göremedik. Belediyenin toplu hayvan cinayetlerinden birine hep birlikte kurban gitmişlerdi. Şimdiye kadar hep sokak kedilerini sahiplenmişsiniz. Sokakta yaşayan hayvanlarının durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Kısırlaştırma konusundaki fikirleriniz neler? Avrupa’nın hiçbir ülkesinde Türkiye’deki kadar çok hayvan yaşamıyor. Bir yabancı gözüyle sokak hayvanlarının çokluğu her ne kadar Türklerin büyük çoğunluğunun hayvansever olduğu şeklinde algılanmaya yol açsa da bu, gerçeği yansıtmıyor. Sokak hayvanlarının çokluğu aslında insanlarımızın onlara yaklaşımlarındaki bilinç yetersizliğinin, hatta çoğunluğun sevgisizliğinin bir göstergesi. Özellikle büyük kentlerimizdeki sokak hayvanlarının durumu hiçbir yoruma gerek bırakmayacak kadar içler acısı. Sokaklarda, duvar diplerinde açlıktan hastalıktan can veren, işlek caddelerde, otoyollarda ezilerek ölen hayvanlar... Ve bu hayvanların sayısı her gün biraz daha artıyor.
|
Tintin |
| Kısırlaştırma doğal ki başvurulması gereken önemli bir yöntem. Fakat her şeyi belediyelerden, kamu kuruluşlarından beklememek gerekiyor. İnsanların dillerindeki “sevgi” eylemlerine de dönüşmeli, diyorum. Hayvan sevgisini dillerinden düşürmeyen insanlarımızın onda biri çevrelerindeki bir kediyi yada köpeği alıp bir veterinere, bir hayvan sağlık ocağına götürse, sokaklardaki bu ölümcül başıboş üreme bir parça yavaşlasa, alınacak kamusal önlemler de daha etkili olur, diye düşünüyorum. Kendinizde kedilerinize benzettiğiniz yönler var mı? Sizce kediler insanlarına benzer mi? Ya da insanlar kedilerine? Hiç olmaz olur mu? Örneğin, kedili yaşam sürmeye başlayana kadar oldukça sinirli bir insandım. Kedilerin ise sinirli insanlara hiç tahammülleri yok yada insanın sinirli hali onlara da geçiyor. Sinirli bir kediyle bir arada yaşamak ise “sürekli işkence” gibi bir durum. Kısacası, kedilerim beni sinirlerime egemen olmaya zorladılar. Bunda özellikle Yumak’ın büyük payı var. Canlılar, yaşam birlikteliklerinde birbirlerini kaçınılmaz olarak etkiliyorlar. Bu, doğal olarak kedi-insan birliktelikleri için de geçerli. Eğer bir kediyle birlikte yaşıyorsanız kedi sizin, siz de kedinizin bazı huylarını kapıyorsunuz yada bazı huylarınızdan vazgeçiyorsunuz. Huy kapma da, huydan vazgeçme de bir yanıyla “benzeme”. Kısacası bir arada sürülen yaşamlarda kediler insanlarına, insanlar da kedilerine benziyor.
|
Boncuk |
| Siz aynı zamanda TÜYAP Yönetim kurulundasınız. Her yıl TÜYAP’ta yapılan evcil hayvanlar fuarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Evcil hayvanların sergilendiği bu tür fuarlar sizce çoğalmalı mı? bu fuarlarda nelere dikkat etmek gerekir? TÜYAP’ta düzenlenen evcil hayvanlar fuarlarına bir “Tüyaplı” olarak değil de salt bir “hayvansever” baktığımda bu etkinlikleri “yeterli” bulduğumu söylemem olası değil. Çok daha geniş kapsamlı düzenlenmeli, diye düşünüyorum. Ama bunu söylerken nedeninin bu fuarı düzenleyenlerden değil de, potansiyel katılımcıların ilgi noksanlığından kaynaklandığını biliyorum. Bu tür fuarlarda istesek de istemesek de “satış” söz konusu olduğundan kedi yada köpek olsun hayvanlar metalaşıyor. Görece yüksek bir bedel ödeyerek bir “hayvan sahibi” olan insanlar, “sahip” oldukları hayvanın bir “kullanım değeri” olsun, en azından “itaatkar”, “uysal” olsun, kendi isteklerine göre davransın istiyorlar. Burada fuardaki katılımcı firmalara da, hayvanlarla ilişkin çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşlarına da bilgilendirme, aydınlatma görevleri düşüyor. Örneğin, “kedigen” gibi internet siteleri, hayvanlarla ilgili çalışma yapan dernekler, kuruluşlar bu fuarlarda mutlaka yer almalı. Biz TÜYAP olarak bu tür sivil toplum girişimlerini destekliyoruz, kendilerine bedelsiz katılım olanakları sağlıyoruz.
İmkanınız olsa kedilerle ilgili ne yapardınız? Olanaklarımın sınırlarına bağlı, ama büyük bir hayvan barınağı açardım. Şunu da söyleyeyim, iki yıl kadar süren kent-içi yaşamdan sonra yeniden Silivri’ye döndük. Önümüzdeki kışı bize sığınacak onlarca terkedilmiş kedi ve köpekle geçireceğiz. Onları yaşatmak bizi mutlu edecek.
|
Yumak |
| Kitabınızı hazırlarken çeşitli internet sitelerinden de yararlanmışsınız. Kedigenden de yararlandınız mı? Hangi bölümden faydalandınız? Tabii ki yararlandım “kedigen”den. Özellikle de “aile” ve “kedi sözlüğü” bölümlerinden.
Kedilerinizle birlikte uzun bir ömür diler, teşekkür ederiz. 16.08.2004
|