Dünyaca ünlü ve Nobel ödüllü Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez, Türkiye’de yaz başında piyasaya çıkan ve üstüste baskılar yapan son romanı "Benim Hüzünlü Orospularım" da, Ankara kedisini anlattı.
Marquez’in Türkiye’de çok kısa süre önce piyasaya çıkan ve çok satan kitaplar arasında yerini alan, geçen yıl yazdığı "Benim Hüzünlü Orospularım" adlı romanı, Ankara kedisinin ününün dünyanın her tarafına yayıldığını ve ünlü yazar tarafından da çok iyi tanındığını gösterdi. Marquez’in yaşlı bir gazetecinin 90’ıncı doğum gününde kendisine parası karşılığında bir fahişe armağan etmesiyle gelişen yaşlılık, aşk, gazetecilik, ölüm, yaşam konularının ele alındığı ve Türkiye’de de bu yönüyle tanıtılan romanında, az sayıdaki kahramanından biri de Ankara kedisi oldu. Romanın baş kahramanına 40 yıldır çalıştığı Barış gazetesinin çalışanları tarafından hediye edilen Ankara kedisi, romanda kahramının gözünden ve Marquez’in kaleminden şöyle anlatıldı:
MİYAVLAMASI KONUŞMAYA BENZER "Basımcılar belediyenin Hayvan Üretme Çiftliği’nden bir Ankara kedisi alma belgesi armağan etmişlerdi bana....Ertesi hafta, sevinmekten çok ne yapacağımı bilmez halde, basımcıların bana hediye ettikleri kediyi almak üzere Hayvan Üretme Çiftliği’ne uğradım. Hayvanlarla hiç anlaşamam, konuşmaya başlamamış çocuklarla da öyle. Sanki ruhları dilsizdir. Onlardan nefret etmem, ama onlarla pazarlık etmeyi öğrenemediğimden varlıklarına da katlanamam. Bir erkeğin, köpeğiyle, karısıyla, olduğundan daha iyi anlaşması, ona belli saatlerde yiyip içip aptese çıkmasını, sorulara karşılık vermesini, acılarını paylaşmasını öğretmesi bana doğaya aykırı gelir. Ama tipografların kedisini gidip almamak nezaketsizlik olacaktı. Üstelik miyavlamaları neredeyse konuşmaya benzeyen, pürüzsüz pembe tüylü, değerli bir Ankara kedisiydi. Soyağacını belirten bir belgeyle ve tıpkı monte edilmesi gereken bisikletlerin ki gibi kullanma kitapçığıyla birlikte onu hasır bir sepete koyup verdiler bana."
ONU KENDİNİZE UYDURMAYIN SİZ ONA UYUN Marquez, romanın kahramanı kediyi aldıktan sonra gece evine giderken karşılaştığı bir asker devriyesi arasında geçen Ankara kedisi ile ilgili diyaloğlara da yer vererek, Ankara kedisinin ülkesinde ne kadar çok tanındığını dile getiriyor. Romanda bu diyalog şöyle anlatılıyor: "Kimliğimi ve basın kartımı inceledikten sonra sepette ne taşıdığımı sordu. ’kedi" dedim. Görmek istedi. Kaçacak korkusuyla her türlü önlemi alarak açtım sepetin kapağını, ama askerlerden biri sepetin dibinde belki daha başka birşey vardır diye içine bakmak istedi, kedi de ona bir pençe attı. Subay araya girdi, ’Harika bir Ankara kedisi’ dedi. Onu okşarken bir şeyler mırıldanıyordu, kedi ona saldırmadı, ama aldırmadı da. ’Kaç yaşında bu’ diye sordu subay. ’bilmem’ dedim, ’daha yeni hediye ettiler bana.''Hayır soruyorum, çünkü çok yaşlı olduğu görülüyor, belki on yaşında vardır.’ Nereden bildiğini sormak istedim, daha başka şeyler de ama terbiyeli tavırlarına, tumturaklı konuşmasına rağmen onunla konuşmak gelmedi içimden. ’Bence hayatta çok şey görmüş, terk edilmiş bir kedi bu’ dedi. ’Onu gözlem altında tutun, hayvanı kendinize uydurmayın, tam tersine siz ona uyun, güvenini kazanana kadar da rahat bırakın.’"
EFSANEVİ SOYLU Marquez romanında 90’lık gazeteciye Ankara kedisini evine getirdiktensonraki ilk izlenimlerini de şu ifadelerle anlattırıyor:
"Öğle vakti nefis bir programla müziğe sığınmak için telefonu fişten çektim: Wagner’in klarnet ve orkestra için rapsodisi, Debussy’nin saksofon için olanı ve Bruckner’in, eserlerinin tufanı içinde cennet misali bir göl alan yaylı çalgılar beşlisi. Az sonra çalışma odamın karanlığıyla sarmalanmış buldum kendi kendimi. Masamın altından bir şeyin kayıp geçtiğini hissettim, canlı bir beden değil de doğaüstü bir varlığı andıran bir şey ayaklarıma sürtündü, çığlık atarak yerimden fırladım. Havaya kalkmış o güzelim kuyruğu, gizemli ağır hareketleri ve efsanevi soyuyla şu benim kediydi, evin içinde insan olmayan canlı bir varlıkla tek başıma kalmanın verdiği ürpertiye engel olamadım." Romanın devamında Marquez, Ankara kedisinin 10 yaşlarında olması gerektiğini, bu nedenle yaşlı kategorisinde sayılabileceğini, ayrıca sokaklarda kalmaktan da yorgun ve hata düştüğüne ilişkin bilgiler veriyor. Ancak romanda kedinin buna karşın kendisine yönelik her türlü madahaleye, "Yaralı bir hayvan gibi pençe atarak tepki verdiğini" yazıyor. Hediye belge karşığılı aldığı Hayvan Üretme Çiftliği’nin kedininöldürülmesini önerdiğini ancak roman kahramanı gazetecinin buna karşı koyduğunu anlatan Marquez,romanın son bölümlerinde Ankara kedisinin bir kedi klisaiği kergileyerek "ortadan kaybolduğunu" yazıyor.